Anasayfa Anasayfa

Buluntu taşlar


Zelin Artuğ

Öğrenciliğim, emekçilerin bir “sosyalist devrim hayali” olduğu dönemlerde geçti. Hesaplaşan insanların ruh hali içindeydik. Emekçi insanların sömürüye karşı çıkarak onurlarına sahip çıktıkları zamanlardı. Patron olmayı bedava verseler, bir alan çıkar mıydı içimizde ? Şüpheliyim. Emeğimiz neyimize yetmezdi ki …”

Umutlarımı kaybetmiş, evin içinde o çekmece senin, bu çekmece benim, umutlarımı arıyordum. Ararken, bu taşları buldum.

“Emeğimiz neyimize yetmezdi ki…”

Asıl bu cümleydi elime takılan. Bazen çok da önemsemediğimiz hafif bir nesne  elimizdeki elektriğe takılır. Elimizi sallarız, savururuz, nesne düşmez. Elimizin altına, üstüne, sağına, soluna yapışır. Ne kadar çok elektrik yüklendiğimizi söyleriz. Acaba bu sıralarda çok mu elektrik yüklendim ? Neden düşmüyor bu cümle elimden ? Yapıştı işte…Düşmüyor !

“(…) Kazancım, şimdilik az olsa da zamanla artacaktı. Kendime yetmek istiyordum, o kadar. Kimseyi sömürmeden yaşamanın tadını çıkarmak istiyordum.”

 Kimseyi sömürmeden yaşamanın tadını çıkarmak… Oldukça iddialı bir cümle. Hem sömürmeyeceksin, hem de tadını çıkaracaksın yaşamanın. Bu sistemde akrobasi de yetmez bunu başarmaya ! Evet…bulutlar aralanmaya başladı bile.

“(…) Meğer ne zor bir şey istemişim de haberim yokmuş. Bu hiç olmadı çünkü. Maaşlarımı hep geç aldım. Ya da hiç alamadığım aylar oldu.”

Gel de şimdi güven insanlara! Geleceğe dair umutlar besle !

“(…) Hem karın tokluğuna çalış, hem bu aşağılanmaların kahrını çek, hem de başka çaren olmasın! Kendime , emeğime güvenimi bu havalarda kaybettim ben. Beni bu havalar mahvetti !  Sigorta primlerimi yatırmama ya da yüzlerine gözlerine bulaştırarak yatırma konusunda ise, beni şaşırtan bir performans gösterdiler; sözleşmişler gibi. Pes, vallahi pes ! “

Bu ülkede bu kadar cami yapılırken, dindarlık konularında en çok da bu işverenler ahkam kesip, cuma namazlarına gidip, ahlakî söylevlerinde mangalda pabuç bırakmazken, bu nasıl bir vicdandır, bu nasıl bir sosyal ahlaktır, bu nasıl bir insanlıktır, anlayabilmiş değilim. Bir insanın sağlığının, yaşlılığının, ufak da olsa sigortasını nasıl olur da kendi ceplerine atıp, sonra da cennete gitme bahanesiyle Arabistan çöllerinde savururlar. Ya da eğer dindar değillerse, bu insanların sigorta paralarını, yine emekçilerin sırtından kazandıkları paraya katıp, süslü karılarıyla, Amerikan özentili, dillerini ve bilumum yerlerini deldirmiş çocuklarıyla birlikte yurtdışı tatillerine giderler ? Kız kalıcı dövme yaptırmak istiyor, Ayşe’nin sigortasından kes; kadın estetik ameliyatla suratını gerdirecek, Ali’nin sigortasını yatırma ! Pes ki ne pes !

Yaşım elli. Ne emeğime saygım kaldı, ne mesleğime, ne kimseye. Hinlikler düşünmeye çalışıyorum, kendimce. Bir vurgun vursam bir yerde, mesela. Alçaklar, alın işinizi, başınıza çalın! diyebilsem… Biraz ruhumu dinlendirsem. Kalbimin yaralarını sarsam. Artık geçti deyip, toy vicdanımın, toy aklımın alnından öpsem… Katip, hallarımı aynen böyle yaz.

Aynen yazıyorum emekçi dostum, sen hiç merak etme. Artık sustum. Şimdi sen konuş, ben yazayım… emekçi kardeşlerimin hallarını. Buyur, söz sende !

“Emekçi, emeğine sahip çıkabildiği oranda, yani emeğine güvenebildiği oranda kendine güvenir, cömerttir ve barışçıdır. Bu, emekçinin doğalıdır. Asalak ise, emekçinin sırtından geçindiği için, stokçudur, cimridir, saldırgan ve yaygaracıdır. Çeşme akarken doldurmaya bakar. Sonsuz tane kovayla geçer gaspettiği sırasına.

Emekçinin kendi  emeği üzerindeki denetimi zayıfladıkça, yani aynı asalaklar gibi kendikendine yetmemeye başladıkça kendine güveninin yerini endişe alır. Hak, adalet gibi değerlerle bağlarını çözmeye başlar yavaş yavaş. Stokçulaşır ve cimrileşir.

Emekçi, asalağıyla aynı karakteri paylaşmaktadır artık. Emeğine yabancılaşmış, yüzünü paraya çevirmiştir. Hayatını devam ettirebilmesinin yolu, bir şekilde paraya kavuşmaktır.

Ancak, bu ahlak bozukluğunun emekçilere bir yararı yoktur; asalaklara da bir yararı yoktur. Bu nedenle, “sen ağa, ben ağa, bu ineği kim sağa” diyerek atalarımızın kılığında uyarırlar bizi.

Gerçekten de emekçinin kaybettiği kendine güvenine, cömertliğine ve barışseverliğine; asalaktan kaptığı bu huyla, yeniden kavuşması mümkün değildir.

Emekçi, asalakları semirten, ama kendisinin sırtını döndüğü emeğine, bütün zenginliklerin üreticisine, yüzünü dönmelidir. Ortadaki kavga, emeğin sömürülmesi üzerinedir. Ve emek, her şeydir.

Emekçi, emeği üzerindeki asalak çöreklenmelere, sonsuza kadar yaşatacağı bir sınıf kültürü yaratarak müdahale etmelidir.

Sistem diye bir şey yoktur. Sistemin denetimini elinde tutan güçler vardır. Sistem, kendi denetimini elinde tutan güçlerin istediği gibi çalışır. Tam kapasite, yarım kapasite, kendisiyle çelişerek, vb.,  vb. sistemin denetimini elinde tutan güçlerin istediği gibi yani.Emekçiler, bütün sistemlerin doğal aktörüdür, olmazsa olmazıdır. Hayatın sürmesi, onun fonksiyonunu  yerine getirmesine bağlıdır.

İnsanların kutlu geleceği, emekçilerin ellerindedir. Atasözlerini ürettiği gibi, hep birlikte üreteceği, yeni yaşama biçiminde, dayanışma kültüründedir.

 

Bu yazıdaki italik bölümler, bir emekçinin notlarından aktarılmıştır.

Yüreğine, aklına sağlık arkadaş. Bana söyleyecek söz bırakmadın. Bana da kapanışı yapmak düştü.

Vardık, varız, var olacağız. (Rosa Luxemburg)

Zelin Artuğ (Ülkü Öztürk Göçmen)

 

9.042 okunma
1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (11 oy, ortalama: 5,00 / 5)
Loading ... Loading ...

Yorum yapma kapalı.