Yaredir yüreğime eski sevgili
Aynur Akkaya
Bilir misiniz ? Gün içinde neyi yaşayacağınızı , sabah uyandığınızda
açtığınız pencereden aydınlanan gün haber verir.
30 Mart Salı.
Hava , sabah rüzgarlı, biraz da ayazdı. Belki yağmur yağacaktı. Yağmur ise sevdiğimdi. Şemsiyesiz yakalanmak neşesiydi.
Nasılsa ıslanacaktım. Hatta öyle olmasını diliyordum.
Kıştan kalma bir bahar vardı dışarıda ve bahar da eli kulağında şakasını yapacaktı birkaç gün sonra.
Su yeşili bir etek ve üzerinde ince bir merserize giyindim, tam teşekküllü makyajımı da yaptım. Kulaklarıma küpemi, boynuma kolyemi de taktım. Kendimden memnun edayla aynanın karşısında bir sağa bir sola dönüm kendime baktım. Boynuma mat pembe uzun fularımı taktım hani artık konsept oldu, fuları atkı gibi bağlamak, öylede bağladım. Askıdan fuşya kabanımı da aldım ve siyah çizmelerimi de giyindim. Deri ceketimi giysem acaba diye de geçirdim içimden.
Vazgeçtim neden sonra.
Üşümek …Üşümek sevmediğim bir şeydi. Fuşya paltom hava için iyiydi. Bir bahar havası ki kıştan kalan ve dilimin ucunda bir ıslığı sabah sabah sevinçle çaldıran.
Yola düştük, ben, bizim kız, bizim oğlan. On beş dakikalık yolda bizim ufaklık tarafından iki kez ladeslenince , neyse dedim, kumarda kaybeden aşkta kazanır. Ufaklığın dedesi de dikiz aynasından, bıyık altı gülüyordu bize, güneş vuruyordu ela gözlerine, onun gözleri önündeki yolda, kulakları torun ile halasının sohbetinde…
Gün her zamanki günlerden biriydi. Çocuklarla dolu-dolu yaşadığımız , eğlenirken yeni şeyler öğrendiğimiz bir gündü. Son zil de çalmıştı her günkü gibi, günün nasıl ikindiye vardığını anlamadan.
Öğleden sonra güneş yükselmiş, havanın ayazı kırılmış , yağmur bulutları dağılmıştı çoktan. Bir eda, bir işve ki, ağaç dalları üzerinde salınan çiçeklere dönmüştüm. İçimde çağıl çağıl akan mavi bir deniz, denizlere çıkar sokaklar diyordu.
Yola düştüm. Hızlıca yürüyorum. Genç çocuklarla karşılaşıyorum. Uzaktan uzağa selamlaşıyor, birbirimizi geçiyoruz. Hava bütün güzelliğiyle aydınlatıyor yüzlerimizi ve yüreklerimizi.
Uzun zaman sonra Teknik Üniversitenin bahçesinde öğrenci işlerinde bir başvuruyu tamamlıyorum. İki dostla karşılaşıyorum; birisi ağabeyim diğeri eski sevgilim. Biriyle içeride , biriyle bahçede karşılaşıyoruz. Seviniyoruz …
Kayıp bir kent duruyor gözlerinde, buğulu , gözleri doluyor, ayaküstü selamlaşıyoruz, kısa bir sohbetin içinde buluyoruz kendimizi. Susuyoruz. Ayaklarımız bulunduğu yerde yalpalarken, dilimizin ucunda kelimelerde eşlik ediyor yalpalayan ayaklarımıza . Peki diyoruz , kolay gelsin , ayrılıyorum ordan, ardımdan bir ses görüşürüz diyor, dönüyorum arkama ve gülümseyip el sallıyorum “Hoşça kal” diye…
Yürüyorum, yürürken aheste elimde bahardan kalma fuşya bir palto, kenarından sarkan kemeri , çekerken kendimi ve eşyalarımı peşimden, bir çift göz bakıyordu ardımdan.
Gözlerim doldu. Ağlayacaktım sanki , kavşağı döndüm, toplu ulaşım araçlarından birine binecek mecalim yoktu. Bir taksiye el ettim. Gözümde kara gözlükler ve pencerede güneş, bir damla dahi akmadı inadından.
Taksiye dur dedim ve yürüdüm yine ağaçların bahara durduğu , çimenlerin yeşerdiği, çiçeklerin ağaçlara uyduğu bir yolda . Güneş tepemde , yanıyorum elimdekilerle , nedensiz ve sebepsiz kızgınım hala bir şeylere diye de kızıyorum yine kendime…
Bugün anladım ki, o günkü benim duygularım, bugünkü benim doğrularımla çatışıyor. Ya da o günkü doğrularım bugünkü duygularımla çatışıyor. Bugün bir damla yaş birikti gözlerimin altına, dolu dolu baktı gözlerim ışığa, ağlamadı yine inadından.
Geçen zaman benim için ileriye akarken, onda hep geriye akmış, yüzünde yer etmiş mutsuzluğun izi. Geçen zaman beni gençleştirirken onu yaşlandırmış. Geçen zaman ağır bedeller ödetmiş ikimize. O arkasına dönüp bakarken , ben yine yürüyordum ileriye…
Dilimde bir ıslık vardı bir şarkıya eşlik ediyordu ve diyordu ki “ uzun günler, solan güller eskidendi, geçti, o zaman aşık olduğum rüzgarlar esti esti geçti… “
…
Aynur Akkaya, Nisan 2010, İstanbul
http://blog.milliyet.com.tr/aynurdeniz2001
518 okunma


03 Nisan 2010, 23:11 tarihinde.
Aynur Hoşgeldin …
04 Nisan 2010, 00:19 tarihinde.
Merhaba,
Öncelikle giyim zevkinizi beğendiğimi söylemeliyim..Su yeşili bir etek(merserizenin rengini belirtmemişsiniz ama o da açık su yeşili ya da krem rengi olmalı diye düşünüyorum) mat pembe fular ve fuşya palto..
Yazınızı ilgiyle okudum.
“Bugün anladım ki, o günkü benim duygularım, bugünkü benim doğrularımla çatışıyor. Ya da o günkü doğrularım bugünkü duygularımla çatışıyor” demişsiniz ya..
Şayet özelinize müdahale olmayacaksa ; Doğrularınızı bir kenara bıraksaydınız eğer,o günkü duygularınızla bu günkü duygularınız arasında ne gibi bir ilişki olurdu? açıklamanızı rica edebilirmiyim?
Bunu ,yaşamım boyunca başaramadığım ve başaracağımı da hiç sanmadığım; kadınları tanıma ve anlama adına sorduğumu bilmenizi isterim.
Saygılar
04 Nisan 2010, 00:24 tarihinde.
Hoşgeldin Aynur.. Seni aramızda görmek çok hoş. Sevgiyle..
04 Nisan 2010, 09:39 tarihinde.
Hoş geldin Aynur’cuğum,
seni görmek ne güzel,mutlandım.
“dünün duyguları,bu günün doğruları” arasında,gidep gelen,yaşam mekiğinin içinde,dokuruz hayatı,bazen yanyana düşer dokuduğumuz ipler,renk ve motif olur,ilerleriz hayata.
Yüreğine sevgimle,öperim sevgilerimle..
04 Nisan 2010, 15:53 tarihinde.
Sevgili Aynur… Ne güzel sana rastlamak..Hoşgeldin dost sofrasına..
05 Nisan 2010, 15:07 tarihinde.
Sevgili Aynur Merhaba,
Öncelikle hoş geldin
Çok hoş bir yazı olmuş, mutlu, az hüzünlü, bol güneşli, kıpır kıpır… İçim ısındı… Üçüncü Evre başlıklı bir yazım var, öyle ki sanki orada anlatılan ayrılık hikayesinin ardından ancak bu kadar denk gelir, sanki oradaki duygular ve yaşananlardan sonra ancak böyle bir şey anlatılabilirmiş gibi… Henüz buraya göndermedim ama en kısa zamanda göndermeliyim
Sevgilerle mutlu yaşayın ve hep ileriye bakın…
06 Nisan 2010, 18:01 tarihinde.
Öncelikle değer veren tüm dostlara verdikleri değerden ötürü çok teşekkür ederim.
Yücel’ e , hoşbulduk, teşekkür ederim.
İsa Bey’e , çok teşekkür ederim değerli fikirlerinizi paylaştığınız için. Su yeşili kadife üzerine yine yeşilin tonlarında bir bluz vardı . Renk konusunda hiç fena değilimdir. Duygular ve doğrular arasında çelişki hep kaçınılmazdır aslında ama emin olun sonuçta galip gelen doğrular oluyor çoğunlukla. Demişim ki o günkü duygularım bugünkü doğrularımla çatışıyor yani o günkü doğrularım bugünkü değil . O günkü doğrularım bugünkü duygularımla çatışıyor, yani o günkü duygularım bugünkü değil. Normali u zaten yoksa insan ya hep geçmişte yaşar ya da hep gelecekte?!… Sonuçta süreç insanı değiştirir, dönüştürür ve başka yerlere götürür. Aslında o gün de duygularım galipmiş, bugün de derim
:) O gün de bitmiş bir ilişkiyi sürdürmek istememiştim, bugün de bitmiş bi ilişki heyecanlandırmıyor…Şerife Hocam benim demek istediğimi çok güzel anlatmış . Tıpkısı da Şerife Hocam’ın dediği realitedir.
Güz’üm , seni görmek çok güzel, hoşbulduk bu güzel dost sofrasında.
Sevgili Elif çok teşekkür ederim , yazını seve seve okuyacağım.
Sağlıklı ve mutlu ömürlere, düşünen, sorgulayan, üreten yürekli insanlara sevgilerim selamlarımla
Aynur
06 Nisan 2010, 18:05 tarihinde.
Zelin Hanım’a
Bu güzel dost sofrasında dostları buluşturduğu için teşekkür ederim. Tam anlamıyla Güneş’in sofrası, aydınlık ve pırıl pırıl, dolu dolu , sıcak ve umutlu, insanca …
Çok teşekkürler tekrar. Sevgilerimle