Deklanşör
Elif Eser
Deklanşöre basıyorum. Klik. Bir martı yakalanıyor kareye,
bir tekne, bir serçe ağzında kırıntı, bir çocuk en masumane gülüşüyle tertemiz ve bir kedi yalnız, vakur…
Fotoğrafın çekenle çekilen arasındaki ilişiği bir anlık… Hayat gibi. Klik. Belki de bu yüzden her şeyi, her şeyi alabildiğimce karelere sığdırmaya çalışıyorum. Gülümsüyorum; çam kokularını, denizin iyodunu içime çekerek “iyi ama, sizi sığdıramam ki bir küçük kareye. Bu çocuk kahkahasını, bu martı çığlığını, bu ızgaradan yayılan mis gibi balık kokusunu bir de rokayı, bir de rakıyı… Hangi kare betimleyebilir kokunun ayrıcalığını?” Naif, sessiz, utangaç kendime kalanlara sarılıyorum.
Kendime kalanlarla kendime saklayamadıklarımın uçurumu fersah… Hayata dair. Oysa insanız ve her şeyi, her şeyi büyük bir iştah ve doymaz bir açlıkla kendimiz için istiyoruz yalnızca. Gülümsüyorum; kendimden kopardıklarımın boşluğunu usul usul okşayarak “siz belki şu an burada değilsiniz ama yeriniz ben de. Yine de sizi sevmeye devam edecek bu yürek, siz bilmeseniz de.” Tatlı, acımsı, tedirgin derin bir iç çekişle boşluklarıma yüz sürüyorum.
Hikâyeler kurmayalı ne çok oldu. Uyduruk veya yaşanmışlardan alıntılar… Yani birilerinin anıları, acıları, neşeleri yahut aslından karbon kağıdı ile kopya çekilmiş benzer kurgular… Yazmak gelmiyor içimden. Öylesine gerçek ve duru bir yalnızlığın dimağında geziniyorum ki; kurmaca ve birbirinin tıpatıp aynı klişe yaşam sürenler adına boynumu büküp üzülüyorum “keşke benim gördüğüm yerden izleyebilseniz dünyayı…” Çünkü yarın henüz gelmedi, çünkü yarının kaygısını içinizde büyüterek fotoğraflayamıyorsunuz göz merceğinizle anları, kaçırıyorsunuz! Kaçırıyorsunuz son sürat gündelik telaşlarla ayrıntıları! Çünkü, çünkü… Yaşamak çok güzel ve çok kısa… Hiç değilse nefes aldığınız her an için rica etsem şükreder misiniz inandığınız her ne ise O’na?
Bir kertenkele, duvar çatlağından minik başını uzatmış. Diyafram ayarını yapıyorum ki kertenkeleyi netleştirebileyim. Klik. Şaşkın bakışlarını bir anlığına üzerimden geçirip ürkerek kaçıyor başını uzattığı çatlağın içine.
Sümbülün kokusunu duyumsayabilirim ama kareleyemem elbette. Fakat sümbülün kendisinden yayılan hüznü resmedebilirim bir fotoğraf karesinde.
Anların değerini dilim döndüğünce anlatabilir, gözlerimden mutluluğumu ışıltılarla yansıtabilirim elbette. Fakat çok sevdiğinizin kıymetini onu kaybetmeden anlayamamanın acısını ifade edemem kelimelerle.
Yaşamın envai çeşit, hercai güzelliğinden dem vurarak yüzlerce cümle kurabilirim elbette. Fakat ölümün sessizliğini ve aslında yüzünün soğuk ve karanlık değil; pembe ve aydınlık olduğunu tarif edemem ölümle yüzleşmeyene…
Deklanşöre basıyorum. Klik. Bir yıldız kayıyor gökyüzünde…
Elif Eser, Nisan’09, İstanbul
http://blog.milliyet.com.tr/periirena
Nicoletta-MamyBlue


03 Nisan 2010, 17:42 tarihinde.
Sevgideğer Elif,
Bu çok etkilendiğim yazına, kendi “deklanşör”ümden iki fotoğrafla, en ‘favorim’ şarkıyı ekledim. İyi ki yazıyorsun, iyi ki deklanşöre basan parmakların klavyenin tuşlarına da dokunuyor. Bahar sıcaklığında, dost selamlarımla..
NOT: Görsellerdeki bu artist (!), Galatasaray Lisesi’nden Tophane’ye doğru inen dik yokuşun başlarında bulunan bir butiğin kapısının önündeki sandalyeye oturur, yoldan geçenleri seyreder. Çok sosyaldir kendileri
03 Nisan 2010, 21:32 tarihinde.
Sevgili Zelin…
Fotoğraflar ve benim de çok sevdiğim bu şarkı için çok teşekkür ederim. Yüreğimde ne çok şey birikiyor bazen… Uzun zaman oldu, bu kadar durgunluk yeter değil mi? Haklısın, yazmalı, daha çok anlatmalı, anlatmalı ki duyan duymayana duyursun
Belki birilerinin işine yarar
Hani Sezen Aksu’nun eski bir şarkısında diyor ya “…Bu yüzden bir küçük iz bırakmak için didinmem”
Ayrıca karelediğin şu sosyal/entel şeye bayıldım, asil bir güzelliği var
Nasıl bir kurulmadır o, şahane
04 Nisan 2010, 00:31 tarihinde.
Merhaba,
İlgi ve beğeniyle okudum yazınızı..
“Bu kadar mı aynı düşünür bir insan benimle” diye düşündüm..
Ölümü tarif edişinize da bayıldım..
Yazları sık gittiğim Ayvalık’ta evimin karşısında bulunan iskelede (bazen elimde bir kadeh rakıyla-ki gün batımını kaçırmamak için sofradan fırlamış olurum genellikle-)günbatımını izlerken, kızıl bir top haline döndüğünde güneş,bir kitle olmaktan çıkar artık benim gözümde..bir kapıdır artık o;yuvarlak,devasa ve içinde kimbilir ne güzel şeylerin olduğu öteki bir dünyaya açılan bir kapı..
Bunları hissettirdi yazdıklarınız.
Yüreciğinize sağlık..
Sevgi ve saygılar..
04 Nisan 2010, 10:00 tarihinde.
“Gez,göz arpacık
buluştu tavşanın
yüreğinde,
çığlık dondu
zamanın karesinde,
Fotoğrafçı
bastı deklanşöre
vurdu dağ ceylanını ışıkla
zaman durdu,
ceylan bir karede
fotoğraf oldu” Ş.M(1Nisan 2006)
Sevgili Elif,bu güzel duygularının ardından,senin de dediğin gibi,çığlıkları kareleyemediğimiz……çaresizliğimiz……sevgilerimle,kutlarım.:)
04 Nisan 2010, 15:56 tarihinde.
Sevgili Elif… Hayatı içinin objektifiyle çekmeli insan.. sen gibi..Her kareye bir hikaye yazmalı…sen gibi.. Okumaktan büyük keyif aldım…sevgiler
05 Nisan 2010, 14:22 tarihinde.
Sayın Batumlu, güzel ve içten cümleleriniz için bende sıcacık teşekkür ediyorum size. İnsana ve yaşama dair ne varsa paylaşmak, paylaştıkça çoğalmak değil mi güzel olan? Kim olduğumuz, ne iş yaptığımız, yaşımız değil bazen önem arz eden; asıl mesele yakalamak bir yıldız kayımı, bir anlığına da olsa yaşamın pamuk ipliğinin ucunu ve birlikte gülümseyebilmek çocuk neşesiyle… Çocuklar… Onları sık sık incelerim… Çünkü hayatı bizlere en güzel onlar öğretir… İçinizdeki çocuğu hep yaşatmanız dileği ile sevgilerimi yollar, selamlarım…
05 Nisan 2010, 14:28 tarihinde.
Sevgili Şerife… Yazını birazdan okuyacağım… Daha önce burada yazdıklarını da okudum, hatta birinde bir yontu fotoğrafı vardı. Sanıyorum sana ait… Ne zordur, sancılıdır ama ne güzel bir şeydir sanatçı olmak… Hayata bambaşka açılardan, renklerden, duyarlıklardan bakmak… En içtem tebessümlerle teşekkür ediyor, nice başarılar diliyorum… Sevgilerimle…
05 Nisan 2010, 14:30 tarihinde.
Sevgili Güz… Çok teşekkür ederim. Bir nebze dokunabildiysem, resmedebildiysem içimin karelerini yüreklerinizde (Ki Sevgili Zelin’in de kendi objekitifiyle katkıları yadsınamaz) ne mutlu bana… Bu güzel bahar gününde kocaman bir soluk aldım yazdıklarınızın heyecanıyla
Sevgiler, Saygılar benden…