Bir Asi’den, İsa’ya..
İsa Batumlu
“Yaş otuz beş yolun yarısı eder..” demiş ya Şair Cahit Sıtkı Tarancı..Tam 14 yıl olmuş otuzbeşi geçeli.
“Ortada kuyu var yandan geç” demek geliyor içimden..
Dünyanın en karışık coğrafyasında yeralan en yalnız ülkesinin ,en karışık dönemlerinde şekillenmiş bir gençlikten arta kalan ne varsa, hangi bilinmeyenlere gebe olduğu belli olmayan sisli bir şafak vakti, ıssız bir limandan yelken açan sonsuzluğun gemisine bindi ve gitti..
“Gördüğü en uzun boylu beklenti:
Zaman..
Sıfırlanamayacak kadar erken.
“Önce; kalbi şişman genç,
Sonra ;aklı tıknaz ortayaşlı ..
Bir bakmışsın beklentisi nasır tutmuş canlı
Adından n’si düşmüş insan…” (Selin Ongun’dan)
En güzeli aldırmamak belki de ;“bırak zamanın hoyrat eli
işlesin gergefini ve esen yeli kayadan alabildiğini alsın..Yaşamın senfoni orkestrası; feleğin zalim şefliğinde,allegrato,kendi melodisini çalarsa çalsın..”
demek, di-ye-bil-mek..
“yaşanan en güzel an, henüz yaşanmamış olandır” diye kandırabilmek kendini.
“İçimde biteviye yanan ateş nedir o zaman? Nedir,olağanüstü bir güzellik karşısında ellerimi titreten ve kırk yıllık kekeme gibi kilit vurduran şey dilime peki?” diye sormamak.
Benim gibi, biyolojik yaşı ile gönül yaşı arasında kuşak farkı olan insanlardansanız eğer;madara olmadan,şebekleşmeden ve asaletini kaybetmeden davranabilmenin en güzel yolu, sıkı bir “nanik” yapmaktan geçer giden geminin ardından..
Zorlama olan herşeye karşı olduğu gibi , kadere de kolayca teslim olmak zor geliyorsa isyankar yüreciğinize; Don Kişot olmak da önemlidir bazen inanın, yel değirmenleri de olsa savaştığınız .. yeter ki dağarcığınızda taşıdığınız şey , bir tutam saygı olsun emeğe, emekçiye ve insana..
Mogambo , 1 Nisan 2010
İsa Batumlu, Nisan 2010, Bursa
Charles Aznavour – La Bohème
205 okunma

03 Nisan 2010, 16:47 tarihinde.
Sevgideğer,
Cahit Sıtkı öyle diyor da… A.Kadir Paksoy da ne diyor bak:
“Yaş kırk geriye saymaya başladı ömür/Hiçbirşeyin ortasında değilim/Ya sonundayım ya başında/Beni bir çocuğa sayın!”
Şaka bir yana, sen düz yazıda da o-ku-tu-yor-sun üstad!
Sevgiyle ve dost selamlarımla.
03 Nisan 2010, 21:11 tarihinde.
Harikulade! Dimağınıza Sağlık…
03 Nisan 2010, 21:41 tarihinde.
Bir de bir şey takıldı aklıma Sayın Batumlu, evet ben de tıpkı sizin gibi düşünüyorum; biyolojik yaşı ile gönül yaşı arasında kuşak farkı olan bir birey olarak, acaba diyorum 14-15 yıl sonra kızım ve kızımın arkadaşları tarafından nasıl karşılanırım? Şimdilerde enerjimden mütevellit genç duruşuma hayranlıkla bakan ve kızıma “ay çok şanslısın annen arkadaşın gibii” diyen yeni nesil, beni o zaman da böyle karşılar mı?
Bu yazınızı saklayacağım, giden gemilerin ardından asaletimi elden bırakmadan “nanik” yapabilmek için
Sevgi ve Saygılarımla…
03 Nisan 2010, 23:15 tarihinde.
Sağol! der emekçiler sana.. yazdıklarını okuyunca ..
03 Nisan 2010, 23:48 tarihinde.
Sevgideğer Zelin,
Önce sıkı bir “estağfurullah” çekmek geldi içimden..Nazik iltifatın için tabi ki..Üstadlık benden nekadar da uzak..
Şarkıyı da öyle güzel seçmişsinki..
Sevgiler..
04 Nisan 2010, 00:01 tarihinde.
Sevgili Elif Hanım;
Güzel sözleriniz ve beğeniniz beni onurlandırdı..Sağolun..
Kendinizi tanımlamanızdan anlayabildiğim kadarıyla ; evet adına zaman denen sürrealist ressamın fırça darbelerinden herkes kadar nasibinizi siz de alacaksınız -ki buna “yaşlanmak” diyorlar-ancak ,asla ihtiyarlamayacaksınız bu kesin..
Unutmayınız ki; kaliteli üzümlerden yapılmış bir şarap ,uygun yerde,uygun konumda yıllandıkça güzelleşir..
Sevgi ve saygılar benden size..
04 Nisan 2010, 10:18 tarihinde.
“Kaliteli üzümlerden yapılmış şarap,uygun yerde,uygun konumda,yıllandıkça güzelleşir”Helede o şarap,Donkişot’un kadehinde bir yudum olursa,ne lezzet bırakır içen dilde,değil mi İsa?yüreğine sevgiyle:)duyguların da yıllanmış şarap tadındaydı….
04 Nisan 2010, 16:03 tarihinde.
Ahh sevgili İsa… İnsanın herşeyi bırakıp, yeşile çalan bir tabak zeytinyağına ekmek banası geliyor satırlarında..Daha önemli ve güzel birşey yokmuş gibi geldi bana hayatta:)) sevgilerimle
04 Nisan 2010, 21:22 tarihinde.
Sevgili Şerife,
Ne güzel senin gibi bir dost tarafından takdir edilmek..
Hani çetin geçen bir kışın ardından, gelen baharın ilk güneşiyle ısınan bedenini, doya doya germesi gibi insanın..
Hani deriin bir nefes almak gibi ege kıyısında..
Çok teşekkür ederim ..
Sevgiyle..
04 Nisan 2010, 21:31 tarihinde.
Sevgili Güz,
Yazım sanatının usta ressamı..
Ne de güzel tarif etmişsin yine..
Fırça darbelerinin konusu olabilmek (yorumlarında da olsa) büyük bir onur benim için..
Sen ,o bir tabak zeytinyağını, hafif bir limon ve kekik ekleyerek, taze kızarmış bir köy ekmeği ile servis ediyorsun herseferinde yazılarında ..
Sevgiler..