Güz güftesi…
Nazan Kutlu (güzaltı)
Hicran makamında sözsüz bir şarkıyız biz seninle.
Hayat aralarına upuzun esler konmuş, ufacık mutluluklardan bestelediği bir şarkıyı yapıyor yıllar içinde hepimize. Her notada uzuyor yalnızlığımız. Öksüzlüğümüz sol anahtarı oluyor hayatın seyir defterine.
Kime ait olduğu bilinmeyen, anonim bir keder dolanmış dilimize. Göğsümüzün en ücra yerinde çığırıp duruyor geçmiş zaman aşıkları. Çocukken içimize kazınmış bir bozlakla, yurttan sesler korosundayız adeta. Avaz avaz yırtılıyor ciğerlerimiz Ayyy Dost! Diye…
Ve biz, hep kırık bir sesle seviyoruz birbirimizi. Yoksulun yoksulu sevdiği gibi.
Bir mızrab değiyor yaralı yerlerimize, şarkının en ağlamaklı bölümü başlıyor o zaman. Ağrı, elle tutulur, gözle görünür oluyor bedenimizde. Dilimizin ucuna geliyor, oradan sevişmelerimize. Öyledir çünkü, hicran makamında ağrılı sevişilir.
Buğulu bir ses, ara taksim yapıyor sarıldığı şarkıya. Derin bir hüzne geçiriyor dinleyicisini. Denizin dibini seyretmek gibi büyülü, içimizi seyredeceğiz az sonra. Sevişeceğiz…Çünkü birtanem, sevişmek birbirinin içini seyretmektir.
Eski türk filmlerinden çalıntı bir sahne düşüyor aklıma. Oyundan atılmış çocuk gibi, atıldığı aşktan çıkıp geliyor bir kadın odamın loşluğuna. Adını bilmiyorum. Öyle kadınların adı olmaz zaten gerçek hayatta. Anladığım, bana benzediği… Biri gitmiş içinden…eşyasız evler gibi, yankılı ve soğuk….
Yetim kalmış gecem, ut çalıyor kulağımda. Çaldıkca göğsüme hattat inceliğinde çilingir sofrası çiziyor Ay… Sen, ben ve aç çocuklar oturuyoruz göğsüme. Hayatın tüm ağırlığını hissediyorum.
Kanıyorum kadınlığımı kanıtlamak istercesine geceye. Bacaklarımın arasından kırmızı bir nehir akıyor. İçinde ölüçocuklar… Sonra çocuklardan biri kocaman kahkaya atıyor sofraya. Kapışıyoruz aç kuşlar gibi ondan dökülenleri. Ebemkuşağı çıkıyor yüzümde. En kalın teli kopuyor acının. Hüznümü seyreltiyor çocuklar…İyi ki varlar…
Nazan Kutlu, Mart 2010, İstanbul
(güzaltı) Yazın “DÜNYA”sı
İpAttım-SibelAsaduryan


13 Mart 2010, 04:31 tarihinde.
Selam Güz…
Ben şu aydedenin arkasına saklanmak istiyorum bu akşam… Ve sırtımı ona yaslayıp ısınmak… İçim üşüyor. Yeni yazın da hüzün olarak yağdı üzerime. Sokak çocuklarını düşünüyorum. Kimbilir nasıl üşüyorlardır şimdi.. En çok da içleri üşüyordur. Kaleminin çıtırtısını duyuyorum, biraz içim ısınıyor.
13 Mart 2010, 13:44 tarihinde.
Can Zelin… Şu karalamalarım bir lokma iyi gelmişse sıkılan yüreğine, ne kadar mutlu olurum…Yazmam anlam kazanır inan..Sevgiler soğuk bozkırdan..
14 Mart 2010, 20:00 tarihinde.
“Kopsun acıların en kalın teli” kıyameti olsun sevince hasret günlerin, doğsun artık ebem kuşağı Güzüm, çocukların çığlığından. Yüreğine sevgi, içli bir şarkıydı yüreğime vuran sözlerin….sevgiyle…
16 Mart 2010, 15:52 tarihinde.
Can Şerifem… Kalın teli kopunca acının geriye kalan ince bir hüzündür..Katlanılabilir…Sevgiyle öpüyorum gözlerinden..Çok özledim seni..
17 Mart 2010, 10:42 tarihinde.
Dört mevsimin çocuk hüznüsün sen güzümmm…masum, fısıltılı, yanaklarındaki yaş gözlerindeki ışığa karışan cümlelerle evcilik oynayansın…sevgimdesin..