Öbür dünyadan mektuplar-1
İsa Batumlu
tam kabullenmişken herşeyi..
bir kez daha öğrenmişken
olması gerekeni
ve sallamaya başlamışken başımı;
‘en doğrusunun böyle olduğu’na dair..
tam kabullenmişken herşeyi..
bir kez daha öğrenmişken
olması gerekeni
ve sallamaya başlamışken başımı;
‘en doğrusunun böyle olduğu’na dair..

Elele tutuşup iki küme olurduk çocuk oyunumuzda. Karşı kümeden birini seçerdik oy çokluğu ile…
O seçilen, elele tutşanları şöyle bi süzerdi iyice, sonra
elleri kimin daha zayıfsa, kim elini sımsıkı tutmuyorsa yanındakinin
ona yönelir, olanca hızı, olanca gücüyle yüklenirdi, ellere…
Ayırabilirse elleri, birini alıp giderdi kendi kümesine… sayısı azalan küme kaybederdi oyunu…
Şimdilerde elele veren görüldüğü yerde koparılıp, ayrılması gerektir,
korkaklarca, korkudan…
Bir gece bana gel olur mu?… Çağırmadan… Şöyle beklenmedik bir anda…
Ayaza kesmiş geceye düş, yolunu şaşırmış sersem bir yaz yağmuru gibi… Ya da kıyıda oturmuş, birbirlerinin gözüne girmeye çalışan sevgililerin ellerinden uçup havalanan kağıt helva gibi… Ya da, kaybolmuş bir oğlan çocuğu gibi…
Mükemmelde arama
Boşuna yorulur,kaybolursun,
Dünya yuvarlaktır,
Ne diye dört dörtlük der durursun?
Bu yazı başlığı, ne zamandır heybemde duruyordu da, bir türlü fırsat olmamıştı açığa çıkarmaya. Bu yazım, yaklaşmakta olan “Sevgililer Günü”ne de kapak olsun!
İşine geldiğinde “emekçi”yi pöhpöhleyip, işine gelmediğinde “mezbelelik” sayan zihniyet, yaşadığımız çağa çok uyan bir fotoğraf karesinde kendine de bir yer bulduğu anda hemen “çağdaşlaşır” ve emekçiyi çağdışı ve “sevgi” kavramını da emekçinin dilinde “fazlalık” ilan eder!
Seni sevmeye ayarlı saatim, ne zaman yokluğunu vursa, yaralı bir arslan misali, beni öldürecek birini bulmaya çıkıyorum sokaklara. Hayat acemisiyim İstanbul’un kedere çıkan yokuşlarında…
Yaram beni görünmez kadın yapıyor sanırım. Görmüyorlar… Nefesimi tutuyorum, içinde sen varsın diye . Balat’ ın eski meyhanelerinden, yanından yöresinden bıçaklanmış kabadayılar çıkıyor naralı…yürüyorlar üstüme üstüme. İnsanların içinden geçiyorum, ruhları bile duymuyor onlardan geçtiğimi… Herkes bir yaşamak telaşında… Sanki tek ben telaş-sızım!… Solundan yıkılanların telaşsızlığı var üzerimde…
Olur ya, sizinde başınıza gelirse diye, cebinizde dursun şu mektubum… Şey gibi… önemli ve acil durumlarda hastalığınızın adının yazdığı bir kart gibi…
İşlerimizi bitirip
Haydi şimdi elveda
Diyemediğimiz,
Yarım kalan bir yolculuk,
Yarım kalan bir iş,
Yarım içilmiş bir çay gibi
Ansızın çekip gittiğimiz
Bir zaman tüneli gibi
GEÇTİĞİMİZ…

“Merhabalar… yeni yılın ilk ayının son günü zaman nasıl da izafi, tanımsız geçip gidiyor. Dünyayı izlediğimde öfke ve şiddetli davranış görüntüleri dikkatimi çekiyor. Acaba bu bilinç altımızdaki kontrolsüz korkularımızdan mı kaynaklanıyor diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Geçim derdi, sevilmeme korkusu, aldatılma kaygısı, para-iktidar hırsı kısacası karmalarımızda var olan törpülememiz gereken bir parça huzur ve sağlığa değişilmeyecek kavramlardan mı? İçimize bir dönebilsek…