Bana benzeyeceksin
Nazan Kutlu (güzaltı)
Ey sevdiceğim!… Sızılı gecelerimin yadigarı…
Biliyorum, gün geçtikçe bana benzeyeceksin…
Hangi şehre gitsen, orada yalnızlığın nüfusu bir artacak.
Yürüyen bir hüzün olacaksın, “her şeyim var şükür” diyen insanların şık sokağında.
Camlarından, seni gördüklerinde en çok yalnızlıktan korkacaklar…
Yanındakine sıkıca sarılacaklar kadınlar/adamlar…
Her adımda, ayaklarının altı acıyacak…
Yağmurda, kırık kaldırım taşlarına basmamak için sekerken,
aceleci bir taksi şoförü seni baştan ayağa bir çocuğa bulayacak. Küfredeceksin ardından…
Üzerine bulaşan çocuk ağlayacak.
Ben de ağlayacağım.
Çünkü ben, hep senin terk ettiğin şehirlerde öksüz bir kız çocuğu olarak kalacağım.
Bir an utanacaksın tüm çocuklardan…
Kalın tabanlı botlarına bakacaksın.
Yere düşecek yüzün…
Meczup sanacaklar seni…
Sende öğreneceksin kağıt kesiğini, posta kutuna konacak bir mektupla…
İçip içip, dağlananlar, dokunmak isteyecekler olmayan yüzündeki, olmayan ağzına…
Kim değse parmak uçlarıyla, patlayacak mayınlı kalbin.
Gidip boşaltmak isteyeceksin hüznünü bir kadının içine.
Bir gün, adını bilmediğin bir kadın üstünde öldüğünü yazacaklar üçüncü sayfada.
Hiçbir sıvının içinde eriyip gitmeyecek hüznün.
Hep ayrışacaksın…
Bu yüzden sevgilim yapayalnız öleceksin…
Bilmeyeceksin, kendini vurmak için, kendini kiralık katil tuttuğunu. Ölümün kendinden olacak.
Ve benim hayalim, hep senden önce varacak, gittiğin şehirlerin sidik kokan otogarına.
“Daha sabaha çok var “ gibi bir karanlıkta ineceğim otobüsten. Kucağımda yediğim bayat keklerin kırıntısı, hayatımın kırıntıları gibi dökülecek otobüsün koridoruna…
Üzerime basacağım…
Kalbimi taş edecek gaddar bir tanrı…
Kirli elleriyle “Taşıyalım mı abla ” diyen hamallara gülümseyeceğim .. O yıkık şehirlerin en rutubetli, en günah kokan oteline bırakacaklar beni…
Bir yatak, bir masa, kiraz ağacından gardıroptan ibaret bir odaya yıkacaklar yükümü. ![]()
Uyuyup uyandığımda bir şarkı tutacağım bize….
Radyoda Paris’in Seine nehrinden ölüme atlayan bir kadının şarkısı çalacak.
Oraya gittiğini düşüneceğim bir an…
Çünkü nerede bir kadın öldürse kendini, bence sensin sebebi…
Nazan Kutlu, Şubat 2010, İstanbul
(güzaltı) Yazın “DÜNYA”sı
İlkayAkkaya-Şifaİstemem
303 okunma


18 Şubat 2010, 13:16 tarihinde.
Ya dağları deler Ferhat Şirin’in uğruna….
ya bir kadın atar kendini hayatın azgın sularına…kendine giden yolların seni kanatan yaralarıdır bu (i) zafiyetli aşklar…
Bana, bene çıkar tüm dışarı açılan yollar.
Yazının, uzun kıvrımlı yamaçlarında, diz çöktüm bir kaynak suyun kenarında, insan akıyordu, her satırda, okuyarak içtim Güzüm. Bu dünyanın en dar biçilmiş giysisi kadın olmak, dar bedende can bulmak, harikasın…SEVGİMLE.
18 Şubat 2010, 15:14 tarihinde.
Tharıkof’un kızıl saçlı bacısı… sevgideğer güzüm..
En çok da yalnızlıktan korkan korkaklardır insanı yalnızlığa itenler! Kendi yalnızlıklarını ört bas etmek için “her şeyim var şükür..” diyen insanların sokağında, tasma(lı)larla gezintilere çıkarlar.
Evde, işte, yolculukta, uykuda.. “ben”lerini hiç unutmazlar! Onların unuttukları tek şey insanlıklarıdır. O nedenle de ödünç aldıkları insanlıkları giyerler üzerlerine, ödünç insanlıklarıyla salınırlar kalabalıklar içinde! Ödünç aldıkları insanlıkları “büyük” gelir üzerlerine! O nedenledir burunlarını havaya dikip dolanmaları… Başlarını eğdikleri anda boğulacaklarını bilirler, ödünç ve büyük giysilerinin içinde! O nedenledir insanlar arasında yürürken “g.tleriyle köy yıkmaları!…
Can güz… Alev alev tutuşup kıvılcım saçan kalemin Küçük İşler’in onuru; sen ise Tharıkof soframızın kızıl saçlı bacısısın! Daima…
19 Şubat 2010, 12:56 tarihinde.
Can Şerifem… Bazı çizgilerimiz doğuştan..Sonra ekliyor hayat uzun ve kalın çizikleri göz kenarlarmıza. Ve bir harita çıkıyor yüzümüzde, bize giden yolları gösteren… Senin dostun olmak ayrıcalıklı kılıyor beni inan…sevgiyle kal..
19 Şubat 2010, 12:59 tarihinde.
Dostum.. Güzel Zelin…
Yorgun anlarımda, hayatla kavgamı emanet ediyorum sana.. Kendimi emanet eder gibi… Kocaman bir üreğin var senin. İçi dostluk ve sevgiyle dolu.. Gezip duruyorum içinde…Korkusuz güvende.. Hep ol sen e mi…sevgiyle öperim gözlerinden
19 Şubat 2010, 21:37 tarihinde.
Ne zaman okuduysam bu güzyazını; yüzü hüzünle kavrulmuş, dünyaya mahzun bakışlarla bakan, kıvrık dudak kenarlarından hicran akan, güz’elliği kederlere boğulmuş, tanıdık, siyah saçlı, iri güzel gözlü, esmer bir kadın canlanır gözümde. Onunla hüzünlenir, mahzunlaşırım birden. Arayıp bulmak isterim hep; acısına ortak olup, mahzun bakışında hüzne bulanmak için… Çok severek okuduğum bir yazıdır bu. Ve her zaman severek okuyacağım sevgili Güz. Sevgimle.
19 Şubat 2010, 23:07 tarihinde.
Güzel hazan…Ve sen ne zaman okusan, değer katıyorsun benim şu iç döküntülerime..sevgiler can arkadaşım
24 Mart 2010, 23:01 tarihinde.
Zaman gecenin koynuna doğru almış yolunu, yakıp yıkıyor sağını solunu.
Uzun zamandır dinlemediğim bir şarkının eşliğinde daha önce defalarca okuduğum bu yazı kesiyor bu kez soluğumu.
Aşkı ölümle eşitlemenin o tuhaf denkleminde değer bile verilemeyen bilinmeyeni oynuyorum satır aralarında. Hangi keskin zekâ çözebilir bende ki yarım kalmışlığı, kestiremiyorum.
Bugüne dek defalarca denenmiş formülleri deniyorlar üzerimde. Kimisi paydamı eşitliyor çarpanlarım ile kimisi sadeleştiriyor ruhumla beraber bedenimi de.
Tam bölünemiyorum be benzediğim kadın, sonucum hep kalanlı.
Söylediklerin bir temenni mi bir beddua mı hala çözmüş değilim.
Ama bil, ne yana gitsem yanlızlığımı taşıyorum yanımda bir gölge gibi. Gittiğim yerlerde beni bir sayıyorlar, yalnızlığımı bir. Sende ki yarım kalmışlığıma inat artık adamdan sayıyorlar bu hüzünden kimliğimi.
Hüznüm ölümüme benziyor sanırım. Yolda ki bir çift göz anında kaçırıyor bakışlarını gözlerimden, camda ki çocuklar gölge görmüş gibiler adeta. Sana benzediğimden beri boşluğa bakıp, boşluğa konuşur gibiyim. Koca şehir benden ibaret sanki. İstiklâl’de bir ben yürüyorum, Çamlıca’nın keyfini bir ben sürüyorum ve mavi sadece bana gösteriyor tüm güzelliklerini.
Daha önce de yazmıştım sana; kalabalıklar arasında da yalnız kalınır ama bildiğim yalnızlık tek kişilik yaşanırmış, haklıymışım.
Meczup gibi mi görünüyorum emin değilim ama yalnızlığı koluma taktığımdan beri yüzsüz olduğumdan eminim. Yere düşecek bir yüzüm dahi yok artık.
Kadınlar tanıdım senden sonra. Kimisi gözlerinin ardına gizlediği derin hüznünü akıtıyordu gözbebeklerimin içine kimisi dokunduğunda tüm acılarının resmini çiziyordu çıplak tenime. Ve hangi kadına hüznümü boşaltmak istesem boyumu aşıyordu kaçtığım o derin sularım. Kendi hüznümde boğuluyordum.
Ezberimdeki alfabeden çıkarılabilecek o kadar güzel sözcük varken sensizlik, yalnızlık ve hüzün çıkıyordu dudaklarımın arasından. Haklıydın derin denizim, bunların hiçbiri herhangi bir sıvının içinde eriyip gitmiyordu, ayrışıyordu.
İşte şimdi yanıldın, kendimi öldürmek için kendimi tuttuğumu ihbar edeli çok oldu bu halime.
Elim tetikte kendimi bekliyorum, o ayrışan yanlarımın hakkını veremediğim an öldüreceğim beni ben yapan herşeyi.
Kendini öldüren kadınların sebebi diye anacaklar beni ama bilmeyecekler, aslında en çok sana benzedim.
Ve sen sızılı gecelerimin yadigârı..!
Bundan sonra yok artık bir farkı günün geceden. Sızım solumdan gelir, inceden. Şimdi sana benzeyeceğimi söylüyorsun ya, bahtiyarım. Bilirim, ne gelirse gelsin iyi gelir senden..