Terapi-1
Nazan Kutlu (güzaltı)
Doktor!…”çocukluğuna gidelim” deme bana..
Büyük ihtimal, o şimdi sokakta, oyundadır arkadaşlarıyla.
Biz mümkünse yarınıma gidelim,
Ben, yarınımdan şüpheliyim.
Ne olur!… Baştan başlamayalım doktor!….
Başlarken iyidir her şey.
Sen bana, sonu kötü biten hikayeleri silmeyi öğret.
Ya da ağız dolusu gülmenin vizitesi kaç para Doktor!… Nerde satarlar?…
Baştan söyleyeyim… Param yok ama…
Cebimdeki son parayı almasaydı, hayata tecavüz edecek tinerci çocuklar..
“Asgari ömür”den ödeyeceğim ücretini sana…
Bu işyerinde “asgari ömür” kaç para?
Sorunum derin…
Ben çirkin gülüyorum doktor!… Kırık düşüm görünüyor güldüğümde…
Hiçbir işe yaramazsan da düşümü bari onar…
Sorma bana neden şu deri koltuğa yattığımı…
Sahi niye deri olur, deli doktorunda koltuklar?..
Çok yorgunum doktor!…
Her gün inşaatta çalışan göçmen bir işçiyim ben.
Harç karıyorum kavurucu sıcakta.
Bronzlaşmış kederlerim var benim.
Mevsimlik doyuyor karnım.
Hangi şehirde aç kalsam, oranın fazlalığıyım…
Bi türkü bile bilmiyorum, sesim berbat…
Doktor!.. Bana şu bulamadığım cevaplarımı kaç paraya verirsin?
Dost işi olsun ama, ucuza bağlayalım ayağım alışsın sana.
Gel gel bitmem…

Mesela; “akşamsefaları” en hüzünlü çiçek midir?
Niye gündüz kapanır, gece açarlar?
Güneşe mi küsmüşler?
Neyin sefası, ironi mi bu sence?…
Ya da, niye erken ölür çocuklar bu memlekette?
Ve niye bunca büyük adam, timsah gözyaşlarıyla boğulmaz akşam yattıkları yerde?
Ya herkes yalancı, ya herkes komünist bu ülkede…
Hijyen için günde en az on kez el yıkayın diyor bilenler..
Kalp temizlemenin yolu ilkokulda öğretilmeli bence…
Öyle kuru kuruya “Türküm!..Doğruyum” la olmuyor bu iş bence…
Kan kanla temizlenir mi Doktor söylesene!..
“açılalım..açılalım” diyor herkes…
Dilini bilmediğin bir denize açılınca boğulmaz mı insan doktor!..
Söylesene alla sen…
açızz..açızz” diyen insanları anlayamazken, açılsan açılsan nereye?
“Bir dil bir insan!” demiş kim demişse… Herkesin dilinde…
Eeee… Dil fazlalığı var ne güzel bizde…
Niye bu kadar az insanlık o zaman söylesenize.
Dokunulmazlığım kaldırılsın istiyorum doktor!…
Ruhum dokunulabilir olsun benimde.
Söz verdim… Sıcak bir el ısmarlayacağım kendime.
Çok uzattım… Seans bitti değil mi Doktor!..
Yaz sen şimdi bana bir reçete…
Ben SGK lıyım…
Devlet veriyor delirttiği vatandaşının ilaç parasını bizde.
Bu arada Doktor, Yeşil kartlılar aynı zamanda çevreci greenpeace de mi üye?
Kan parası diye bir tazminat var değil mi hukuk sisteminde?
Geçen gün kansız çıktım yaptıkları bir testte.
Dedim; “sıfır gruptayım ondan görememişsinizdir”…
Bunun üzerine onlar tavsiye etti sana gelmemi…
Benim kanım 0Rh(+), ciğerim dumanlı hava sahasında Doktor!..
Kalbimin grafiği, heyecanlı korku filmi gibi zikzaklı duruyor uzun bir şeritte..
Kesin olmasa da olur, kaç yıl sürer aşkın ıstırabı benim gibi bir dengesizde?…
Hadi!.. Bir dahaki sefere görüşmek üzere….
Nazan Kutlu, Şubat 2010, İstanbul
(güzaltı) Yazın “DÜNYA”sı
İkiÇelloBirAnadolu-Suit1


17 Şubat 2010, 20:27 tarihinde.
Sevgili Güz, güzyazısı demiştim bir keresinde yazdıklarına, hatırlıyor musun? Senin güzyazılarında hep; çeliği güneşte parıldayan kıvrık bir hançerin ucuyla kanatarak yazılmışcasına çarpıcı bir şiir, hem bir kez okuyunca insanı bir anda içine alıp, ürkek yürekli bir kuşun kanadında çok uzaklara götüren masalımsı bir öykü, hem de dünya döndükçe bitmesini asla istemeyeceğim Nobel tadında bir roman bulurum. Seni ne zaman okusam, suya doymayan bir çöl yolcusu gibi kana kana içtiğimi hissederim yazdıklarını.. Dünyam renklenir, hayallerim bir güz boyasıyla süslenir ve satır aralarında, harflerin kıyısında köşesinde izlerini bulurum senin. Bilir misin ey Güz’el insan, senin güzyazılarına yorum yazmanın ne zor olduğunu? Ne zaman sana yorum yazmaya yeltensem, beyaz ipekten bir gelinliğe kan damlatmış yaramaz bir çocuk gibi suçlu hissederim kendimi. Sende, beni kendine tiryaki yapan bir sihir var çünkü. Bütün yazıların gibi çok Güz’el bir yazıydı bu da.. Sen hiç bıkmadan usanmadan yaz arkadaşım. Kalemine, yüreğine sağlık. Sevgimle.
17 Şubat 2010, 21:45 tarihinde.
Güzel hazan… Beni yüreklendiren, değerli kılan sözlerine ne desem boş..Sağol dosto…
Can Zelin… Bilir misin bazen içimden tuhaf bir küf kokusu duyarım. O koku hikayemin kokusudur…Bir hikayeyi havalandırmak değer bir dosta anlatmakla olur… İçime bahar temizliği yapmak gibi oldu bu..Havalandım, karanfil kokuyorum…Emeğine binlerce teşekkür ederim. Eskilerimi dost sofrasında görmek çokk keyifli… Dost selamlarımla..
18 Şubat 2010, 13:25 tarihinde.
Merhaba;
Sihribazmısın?
Yok yok anladım ressamsın sen..Kelimelerden süper sürrealist resimler yapan, hani ;”fırça ağladı be!” cinsinden hemde..
“Kırık düşüm görünüyor güldükçe doktor” demişsin ya..yazdıkça da muaazzam,sürrealist bir resim görünüyor ama, insanın önünden saatlerce ayrılamıyacağı,bakmaya doyamıyacağı bir resim..
Neden kendine “Güzaltı “dediğini yazılarını okudukça daha iyi anlıyorum..
Sevgiler..
19 Şubat 2010, 13:08 tarihinde.
Sevgili İsa.. Kör ressamım… Hiçbir rengi tanımayan.. Siyah elma, beyaz fesleğen, kırmızı bulutlar çizmem bundan… Güzaltına gizlenmem tamamen korkudan…Sevgiler o güzel mektupların yazanına..
20 Şubat 2010, 22:12 tarihinde.
0RH(+) Bu çok verilir, az alınır kandan bende de var! Dilerim hiç gerekmez; ama yaz bunu aklının bir köşesine! Bak, buraya da not düştüm!
KANKA!…
Doktor “çocukluğuna gidelim!” desin zararı yok! Biz yarına gideceğiz. Hepimiz… Birlikte! Tharıkof şarkıları söyleyerek…