Anasayfa Anasayfa

CANkurtaran mektup!…


Nazan Kutlu (güzaltı)

 

feuille 
 

Olur ya, sizinde başınıza gelirse diye, cebinizde dursun şu mektubum… Şey gibi… önemli ve acil durumlarda hastalığınızın adının yazdığı bir kart gibi…


Paranız pulunuz, sağlığınız, dışardan bakıldığında herşeyiniz var görünürken, kaygan bir zeminde ruhunuz kayıp, karanlık bir kuyuya düşebilir. Gücünüz kuvvetiniz, aklınız yetmez onu aydınlığa çıkarmaya..

 

 En ağır enkaz kendinizsinizdir, üzerinize çökersiniz…

 

automne-colorsHele, gücü gücüne yetene kuralı ile daha sokakta,  oyunda tanışmış ve ufak bedeninizi, iri cüsseli bebelerin darbelerinden koruyamamışsanız, “benim baban senin babanı döver” cümlesini size kurdurmayan, naif, insanı sevmeyi öğreten bir babanız olmuşsa, kendi içinizin berrak aynasından bakıyorsanız karşınızdakinin içine…düşürürler sizi!… Ve ne yaparsanız yapın, o kuyudan çıkamazsınız kendi çabalarınızla…

 -güzaltı-

Çocukların masum oyunları gibi, saklandığınız yerden bulunmak istemiş, ama orada unutulmuş hissedersiniz..Oyun kabusa döner. Girdiğiniz kuytunun yolunu şaşırır, geldiğiniz yoldan dönemezsiniz…

 

İşte böyle zamanlarda, biriktirdiğiniz başka bir servet ancak sizi kurtarır.. Dostolarınız!…

 

O sizin içinizi uzakta bile olsa gören, kuyudan insan çıkarmaya tecrübeli, kendi de o kuyuya zamanında düşmüş, insandan başka birşey olma kaygısı olmayan, kocaman yürekli, kocaman elleri olan dostlarınız… Gelir alırlar sizi o karanlıktan… Üşüyen ruhunuzu  sıcak bir battaniye gibi sarar sesleri…

 

güz

Buzdan bir zemindir hayat… Tekrar tekrar düşebilir ruhunuz  o kuyuya… yaşadıkça… sevdikçe…

Ve İnsandır bizi kanatan her zaman…

 Ne güzel söylemiş şair… ama yine ” insanın acısını insan alır”..

 

 


Nazan Kutlu, 01 Şubat 2010, İstanbul

(güzaltı) Yazın “DÜNYA”sı1921710

 

 

SertapErener-Yüzyüzeyim
 

 

 

14.688 okunma
1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (1 oy, ortalama: 5,00 / 5)
Loading ... Loading ...

“CANkurtaran mektup!…” için 11 Yorum

  1. zelin artuğ diyor ki:

    Sevgideğerim..

    GÜZALTI…

    Bildiğim bütün “şair”ler “cehennem sözcüklerle” yazıyorlar şiirlerini. Yanık.. acımsı.. baharatı bol sözcükler! Bildiğim “gizli şairler” de öyle.. Nedenini öyle uzun boylu düşünmemiz gerekmiyor bu coğrafyalarda. Eğer, sözlerle “yeniden kurmak” peşindelerse dünyayı.. ya da yoruldukça dinlenip pataklamak istedikleri rezil bir dünyada yaşıyorlarsa, başka türlü yazmalarının yolu yok!

    Güzaltı.. seni ben “hüznünle” tanıdım ve çok sevdim. Nasıl sevilmez böyle bir İNSAN, bu insanı kıt alemde! Sen hüznünü.. bense öfkemi yenemiyorduk yazılarımızda. Öfkeyle hüzün kardeştir. Biri insanın gecesi, biri gündüzüdür yalnızca. Böyle rezil bir dünyada insansız geceler hüzünlü, insansız gündüzler ise öfkelidir. Biz, geceyle gündüzün buluştuğu yerde, TAN aydınlığında tanıştık. Tan aydınlığı, gü(z)el bir aydınlıktır. Çünkü ilk kez, sabahın ilk ışıklarıyla okumuştum bir yazını. Sonra da hep okudum. Öfke dolu, ya da hüzün dolu yazılarda “sevgi” vardır, sevgiyle dolup taşar bu yazılar.
    Sevgisiz yazılarsa -ki bu tür yazılarda usta olanların sayısı epeyce kalabalık- çıkarcı ve bencil yazılar! Güzel nedir.. çirkin nedir.. estetik nedir.. biçim, içerik nedir bilmeden hele de yazma üzerine, yazma ahlakı üzerine “ahlakçı” vaazlar vermeye kalkarlar! Yahu güzüm… ahlakı olmayanın ahlaktan söz etmesi de bir komik oluyor! Ben fitil olmuyor muyum sanki bütün bunlara?
    Birilerine ve birşeylere fitil olan insandan korkmasınlar! Dünyanın köküne dinamit koyup, fitili ateşleyenler bizler değiliz.
    Şu kitap var ya yukarıda… Hani üzerinde bir güz yaprağı var… Çok özendim ona. Dedim ki kendime.. “Bizim güzümüz de böyle güz yaprağı inceliğiyle ve (z)arifliğiyle kitaplar yazacak, biz de okuyacak, düşüneceğiz.. dalacağız sözlerdeki derinliklere..

    Seni, dostça kucaklıyorum.

  2. yucel diyor ki:

    iyi bir şeyler yazdıkların.

  3. Şerife Mutlu diyor ki:

    Sevgideğerlerim,
    bu etki tepki dünyası karesinde biz,öfke ya da hüzne yenik düştükçe,bu kareden kurtulamayız.Onlara yenik düşmemenin sırrı,onları yönetmekte yatıyor,eğer biz onları yönetemezsek,bu kez yine onların gücü olan,tansiyon,şeker bizi ilaçlarla yönetirler.Şimdi biliminde peşine daha çok düşüp,üzerinde enerji harcadıkları konu “KUANTUM” fizik çok ilginç bilgiler vermekte,evrenin ve beynimizin,holografik yapı taşıdığı,bizi saran ve katı madde gibi görünen dünyanın,atomaltı parçacıklar düzeyinde,tam tersine katı olmadığı ve bir enerji sıvısında yüzdüğümüz evrende,tüm varoluşun birbirine dikişsiz bir ağla bağlı olduğumuz,yani madde ve insan bir ve bağlı bütün olduğu ve kişi,isterse kendisini saran dünya görüntülerini,değiştirebilme gücüne sahip olduğunu söylemekte.Kişi bir gözlemci olmayı başardığında görüngüyü değiştirme gücüne sahip.Bu Newton fiziğini ve göreceli evren teorisini tepe takla eden,bir kuram.Biz bu dünya görüngülerini,bu konuda yeterince bilinçli bir kitle oluşturarak,bu da kritik kütleye ulaştığında görüngüleri kandan BARIŞA çevirebiliriz.
    Bir adada yüz maymunu denemeye alıyorlar,önlerine,bir çuval çamurlu patates koyuyorlar,bir süre sonra maymunların patatesleri yıkayarak yedikleri izleniyor,99 maymundan sonra 100.maymun kritik kütleye ulaştırıyor,çok uzakta ki bir gurup maymunun bu bilgiye ulaştıklarını ve onların hiç uğraşmadan direk yıkayarak yediklerini gözlemliyorlar.Ve buna MORFOGENETİK REZONANS deniyor.Yani Bir toplumda 99 kişi istenen hareketi yaptığında,100 kişiye ulaşması kritik kütleye ulaştığında,o yüz kişi diğerlerinin bilincini otomatikman değiştiriyor:)
    Biz,bizi üzen bu dünyaya gözlemci olmayı becerdiğimizde,dünya görüngülerini değiştirebiliyoruz.Kan görmek kaderimiz değil,değiştirmek elimizde.Bu bilgilerden giderek,hüzne,acıya bu bilnç ışığından bakarak yeni ufuklara açılmanın zamanı bence ha kızlar ne dersiniz.??
    Güz’üm artık çevir şu gözlerini başka ufuklara,her ikinizinde öfkelenen,hüzünlenen gözlerinizi ÖPÜYORUM SEVGİMLE…

  4. zelin artuğ diyor ki:

    Ama, Can Şerife.. Güz’ün hüznüyle benim öfkem, sevgidolu hüzün ve sevgi dolu öfke!..

    Sevginin değiştiremediği bilinç var mıdır ki dünyada?

  5. Şerife Mutlu diyor ki:

    Zaten o hüzün ve öfke SEVGİ olmasaydı ben ÖPERMİYDİM?SEVGİLERİMLE..

  6. Şerife Mutlu diyor ki:

    Güzüm,
    Kitabın sayfasına düşen,i ncecik, zarif güz yaprağı olunca insanın yüreği, dışardaki hoyrat hayatın, acımasızlığına hedeftir hep, rüzgarın kararı onu parçalayıp dağıtmak, yaprağın kararı da tüm acımasızlığa rağmen salimen güvenli bir kitabın arasına düşmeyi başarmak olmalı. Senin sürekli kulağına hep fısıldamaya çalıştığım, aslında senin de çokiyi bildiğin “dağılma Güz, dağılma Güz”. Sevgideğer Zelin’in hazırladığı o güzel görsellerdeki gibi, sen o yazacağın kitabın sayfalarına, tam da ordaki güz yaprağı gibi düşmene çok az kaldı. Her şeye rağmen “tutunalım bahçedeki tulumbanın sapına, umutlar dolduralım yarınlara” diyerek hayatın bize dokunduğu yerden toplayalım nefesleri. Tharıkof Sofrası bir nefestir, dostoların yüreklerini buluşturduğu, semaverde tüten çayın kokusunun, yanan ateşe SEVGİYLE karıştığı…., yeniden hoş geldin Güz, Zelin ben yine çay suyunu yenileyeyim, hadi dostlar SEVGİYLE “yarınlar BİZİM” sevmeyi bilenlerin…SEVGİLERİMLE…

  7. nazan kutlu diyor ki:

    Güzel insanım…Dostum Zelin…
    Hem insanın içine, hem yazıların içine bakabilen o güzel kalp gözünden öpüyorum. Acıyı, hüznü yazacak yığınla kelime bulabilir insan…Ama iş insana, dostuluğa ve yalın, çıkarsız çocukca sevmelere geldiğinde “ne kadar az sözcük toplamış dilim ” diyorum… Hep az kalacak bu konuda yazacaklarım..hep eksik anlatacağım sanırım seviçleri..ve güzel dostlarımı..
    Kaybolmama izin vermediğin ve hep olduğun için teşekkür ederim sana..

    Hayat öğretmenim..Şerifem…Kızmış sanki biz iki deli öğrencisine :)
    Seni cankulağımla dinliyorum inan bana..sevgiyle öperim gözlerinden…

  8. zelin artuğ diyor ki:

    Kaybolmana izin vermek için, bir insanın kaybolmuş olması gerek Güzüm.. O zaman da (yani birlikte kaybolunca) yine kaybolmuş sayılmazdık !..
    Yalnızca kıyı kaybolmuş olurdu, öyle değil mi? Rüzgar elbet bir kıyıya savururdu bizi.. Biraz sarsılsak da toparlanırdık zamanla…

    İnsan ne zaman kaybolur biliyor musun? Yeryüzünde, kaybedecek tek dostu kalmayınca!.. Bundan böyle kaybolmak diye bir olgu yok Güzel dost.
    Hani iş insana, dostluğa ve yalın çıkarsız, çocukça sevmelere gelince “ne kadar az sözcük toplamış dilim” diyorsun ya… “İnsanı, dostluğu ve sevgiyi” SÖZ’ün de önüne çıkarıyorsun ya… işin garibi, bunu da yine sözcüklerle yapıyorsun ya, senin söz ustalığının sırrı burada işte sevgideğer Güzaltı!

    Sen, ‘söz’e CAN veriyorsun. Şimdi gel şu ‘can’a da bir SÖZ ver bakalım.
    Bir daha değil kaybolmak… kaybolmayı düşünmek bile yok! Sen bizim ‘can’ımız, ‘söz’ümüzsün.

  9. Şerife Mutlu diyor ki:

    Güzüm,
    yaşama tutunduğum uçurumun yamaçlarında,hem tutunduğum dalı bırakmamak,hem diğer sevdiklerimin kanayan ellerini gördükçe,onların tuttukları dalları bırakmaları kaygısının dışa vurumudur,beni kızan gibi gösteren.Ve kendimi yakaladığım böyle durumlarda,kend kendime yaptığım tahlilim,ne kadar toplumsal bir bilince motiflemişiz kişiliklerimizi.Kendi eline tutun diye bağırmanın yetmediği,bırakmak üzere niyet edenlere “BIRAKMA!”diye haykıran sesimin içinde,işte senin dediğin “Kaybolmadan” birlikte olma arzusu,isteği benimkisi.Kızmak değil,BİRBİRİMİZE TUTUNARAK BU KARANLIK BÖLGEYİ BİRBİRİMİZİ KAYBETMEDEN GEÇEBİLMEK,BUNA ÇOCUKLARINI KANADINA SARAN BİR ANNE DUYGUSU DİYEBİLİRSİN.YAZI DİLİ BANA VE DUYGULARIMI ANLATMAYA YETERLİ DEĞİL GÜZÜM,SÖYLEYEMEDİKLERİM İÇİN HENÜZ ALFABE YETERLİ DEĞİL.BİR GÜN SÖYLENMEMİŞ SÖZLERİN SESLERİNE KAVUŞABİLME DİLEĞİYE CAN…..KAYBOLMA HİSSİN SANA GELDİĞİNDE,TAM YÜREĞİNİN ORTASINDA KOCA BİR THARIKOF SEVENLERİNİN OTURDUĞUNU BİL VE O KORKU GÜÇSÜZ KALSIN DOSTOM.BENİM ÇIĞLIKLARIMIN İÇİNDE.Kİ”"”BIRAKMA GÜZ,BIRAKMA YI HEP DUY EMİ CAN…….BIRAKMA SEVGİLERİMLE…

  10. taner diyor ki:

    Ben Hazan. Güz’ümüzü ne zaman okusam, içimden, çağlayarak akan bir ırmak gelip geçiyor. Suyunu dağların en temiz pınarlarından toplamış beyaz köpüklü bir ırmak.. Onun her güzyazı’sını okuduğumda, dilim tutulur, yorum yazamazdım. Çünkü kurduğum bütün cümleler, güzyazı’sının yanında, yazmayı yeni öğrenen acemi bir çocuğun silerken yırtttığı bir kağıt gibi silik kalırdı. şimdi de öyle. Neler neler öğrendim ondan. ”kaygan bir zeminde kayan ruhları… içimin berrak aynasından bakmayı…üşüyen ruhumuzu sıcak bir battaniye gibi saran SESLERİ… Dosto sesleri. Varsa eğer o seslerin içinde benim de sesim, ne mutlu bana.. Sevgili Şerife, izin ver, 2. yorumun ilk cümlesine ben de ortak olayım. Sizin Dosto’nuz olmak çok değerli benim için. Hepinize sevgilerimi yolluyorum. İyi ki, varsınız.

  11. Şerife Mutlu diyor ki:

    O değer bize ait sevgili Taner,biz birbirimizle varız.SEVGİ ve içtenliklermle..

Yorum Yapın