Tharıkof kedisi Fırfır ve kedilerden seçmeler
Muzaffer Tokmak
Aile Reisi Fırfır
Bundan yaklaşık 6 yıl önceydi. Bir yaz tatili dönüşü evin kapısını açıp içeri girdiğimizde keskin bir koku ile karşılaştık. Oğlum bizim ile gelmemiş evde kalmıştı, gerekçesi de hazırdı:
“Havuzdan mikrop kapmak istemiyorum.”
Peki bu koku neyin nesi?
“Baba kedi aldım. Yavru. Çok seveceksiniz.”dedi oğlum.
Koku banyoya koyduğu kum teknesinden geliyordu. Kedicik tuvaletini kumun içine yapıyor da ondan. Kısa sürede hepimize alıştı. Her birimizle oyun oynuyor. Elimizi ayağımızı tırmalıyor. Elimizde tırnak izleri ile aylarca dolaştık hepimiz. Adını FIRFIR koydular. Biraz esmer olduğu için Karafatma(böcek) diye çağırdığım sevgili yeğenim Fatma, bizim Fırfıra Tokmak soyadını verdi.
Yavru biraz büyüyünce.. ad ve soyadına kavuşunca evin tek hakimi ve reisi oldu. Girmediği oda yatmadığı yatak yok. Yatak odalarımızın kapısını kapattığımızda, başlıyor kapıyı tırmalamaya. İçerideki kim olursa olsun kapıyı açtırıyor. Kendisi gidip yatağa yatıyor.
Fırfır bir yaşına geldikten sonra çişini banyonun gider deliğine, kakasını küvetin dibinde belirlediği bir noktaya düzenli olarak yapmaya başladı. Kumunu, teknesini attılar. Tuvaletini yaptıktan sonra kızıma “Git, kirlettiğim yerleri temizle!” diye haber veriyormuş. O bir Ankaralı. Pembe burnu, ela gözü dışında her yeri bembeyaz. Tertemiz, uzun kılları var. Yıkanmasını sevmiyor.
Oturma odasında, televizyonun karşısındaki tekli koltuğa oturup yaslanıyor, uyuyor gündüzleri… Geceleri kimi isterse onun yatağında.
Bir yaşına geldiğinde mutfak kapısını tırmalamaya başladı. Onu önce Kravat adında, annesinin göğsünde tıpkı bir kravat gibi asılı durabilen uzun tırnaklı, cins bir dişi kedi ile evlendirdik. Sonra doğruca ameliyata… Şimdi kısır. Fakat torun torba sahibi.Bizlerde aile reisi babalardır. Aile fertlerinin Fırfır’a ilgileri sevgileri beni kıskandırıyor. Ne yapsam ne etsem, bu duygumu yenemiyorum. Ben de onu çok seviyorum.
Güç kimde?
Prensesin kedisine sormuşlar Sen güçlü müsün diye? Kedi yanıtlamış:
“Tabii ki güçlüyüm. Saraydan çıkar, bütün şehirdeki evlerin açık kapılarından içeri girerim. İçeri girer, kapaksız kovalarda bekletilen sütlerin üzerindeki kaymağını yerim. Saraya döner, doğruca Prensesin tahtına çıkar, uyurum. Sarayda prenses ve kral da dahil olmak üzere kimse beni oradan indiremez. Gücümden yıldırım gibi, şimşek gibi korkarlar.
Hacı kedi…
Evin kedisi iyice yaşlanınca Evin fareleri kediye saygı duymamaya başlamışlar. Kedi olsun olmasın, fareler çekincesizce oradan oraya koşuşturmaya başlamışlar. Kedinin canı sıkılmış bu duruma. Çareler aramaya başlamış. Aklına Evin hacı dedesi gelmiş.
“Evde hacı dedenin sözü geçiyor. Öyleyse hacıların sözü geçerlidir. Yaşlığından değil hacılığından sözü dinlenir. Herkesi kandırıyor, haram helal demiyor. Her şeyi yapıyor. Yaptığı yanına kâr kalıyor. En iyisi ben de Hacca gideceğimi duyurayım. Fareleri helalleşelim diye evin fırınında toplayayım. Görsünler günlerini…”
Kedi ilk iş olarak beyaz bir parça bezi başına sarıp sarık yapmış. Evin yaşlı annesinin her namazdan sonra çektiği doksan dokuzluk tespihi sağ ön patisinin orta tırnağına takmış. Başlamış bir odadan bir odaya dolaşmaya. Etrafta koşuşan farelerle ilgilenmiyor. Ne yaparlarsa yapsınlar, onlara kızdığını belli etmiyormuş.
Meraklı bir fare kedinin başındaki sarığı ve elindeki tespihi görünce merak edip sormuş:
“ Ne o hacca mı gideceksin?”
“Evet Allah kısmet ederse hacca gidip hacı olacağım. Sen tüm farelerin evin mutfağındaki fırında toplanmasını söyle. Gelsinler, haklarını helal etsinler. O kadar çok günahınızı aldım ki sizler beni affetmeden hacca gidemem, gitsem de bir işe yaramaz.”
Bunu duyan fare durumu dünyadaki bütün farelere duyurmuş. Farelerin tamamı evin fırınında toplanmış. En sonunda
bizim hacı kedi, fırının kapısının önünde başında sarığı, elinde tespihi ile görünmüş. Farelerin üzerinde göz gezdirmiş.
“Herkes geldi mi?” diye seslenmiş. “Gelmeyen kalmadı değil mi?” diye onaylatmış.
Fareler hep bir ağızdan yanıtlamışlar:
“Herkes burada!”
“İyi o zaman… Kısa bir süre sonra hac yoluna çıkacağım. Ben hepinizin çok günahını aldım. Kiminizin annesini, babasını, kardeşini, çocuğunu öldürdüm. Sizler beni affetmeden, hakkınızı helal etmeden Tanrının beni affetmeyeceğini biliyorum. Sizler önce affedin beni. Ben, her birinizi kapıda bekleyecek, her birinizle kucaklaşıp tek tek helalleşeceğim.. Var mısınız.?”
Fareler hep bir ağızdan:
“Varız varız!” diye bağırmışlar. Kedi:
“Başlayalım öyleyse…” demiş, kapıya doğru düşünceli düşünceli, ağır ağır yürüyüp durmuş.
Fareler bir bir kedi ile kucaklaşıp helalleşmeye gelmişler. Kedi, gelenin boğazını sıkıp dışarı atmış. Bir tek fare kurtulmuş bu katliamdan. Onun da günümüzdeki bütün ev farelerinin atası olduğu söylenir.
***
Evin kedisi hacca hiç gitmedi. Ama evin kedisine benzer olayları yapan bazı insanların hacca giderek kendilerini tanrıya affettirdiklerini, vicdanlarını akladıklarını sandıklarını biliyorum.
Yukarıdaki satırları sevgideğerlerin okuyacağını umuyorum. Çoğu için gereksiz biliyorum. Kediler hakkında pek
çok öykü, masal anlatılır. Kedilerin nankör olduğu söylenir. Yalan!… Yaşadıklarımdan biliyorum. Hiç bir kedinin nankörlüğünü görmedim. Küçüklüğümde Hacı Kedi adlı yukarıdaki masalı dinlemiştim. Bizim toplumda, hacı olup yaptığı alış verişte karşısındakini kazıklayan, haram helal demeden her şeyi sahiplenen hacılara “Hacı Kedi” derler.
Bir başka not: Kediler ne zaman öleceklerini önceden bilir, evden uzaklaşır, ölümlerini kimseye göstermezlermiş. Şimdiden merak ediyorum, bizim Fırfır Tokmak ne yapacak diye…
İçinde büyüdüğüm köy evindeki kedimiz bir gün ortalıktan kayboldu. Büyüklerimize “Kediye ne oldu?” diye sorduğumuzda “Hacca gitti!” dediler. Uzun zaman geçti, kedi eve dönmedi. Nedenini sorduğumda “O, hacda öldü.” dediler. Yıllarca inandım bu pembe yalana.
Rasputin-Abba
Muzaffer Tokmak, Ocak 2010, Ankara
2.386 okunma


15 Ocak 2010, 20:53 tarihinde.
Sevgideğer Muzaffer.. Çok keyifli öykülerdi bunlar.. Eline, emeğine, yüreğine sağlık.. Ama ben galiba.. şu Van kedisini çok sevdim. Bir gözü mavi, bir gözü yeşil.. Fırfır reis beni bağışlar mı? Onun daha yakışıklı olduğundan hiç kuşkum yok.. Ama bunu görünce.. sayfaya misafir etmeden duramadım. Fırfırın resmi gelsin bana.. söz.. En üste onun resmini koyacağım. Yeni Kafkas öyküleri bekleriz. Hani şu tadına doyum olmaz muhabbetlerdes yaşlı bilgelerin anlattıklarından.. Sevgiler.. selamlar dosto…
Şu hacı kediyi de photoshopta giydirdim böyle.. Kediler kusura bakmaz inşallah:)
19.01.2010: FIRFIR’IN FOTOĞRAFI GELDİ. EN ÜSTTEKİ FOTOĞRAF, FIRFIR TOKMAK.
16 Ocak 2010, 13:32 tarihinde.
Sevgili Muzaffer yüreğine sağlık…
Altınovalı arkadaşlarım belki hatırlarlar bizim de TİNTİN adında tekir bir kedimiz vardı..Kendi tabağından başka hiç bir şeyi hiç bir yerde yemezdi..Çiftliğin,yaşlı,sakatlanmış kedileri hariç hiç bir kedinin de o tabaktan bir şey almasına izin vermezdi.Ama yaşlı ve sakat bir kedi gelip de tabağına yanaştımı sessizce kenara çekilir durumu görmemezliğe gelirdi..Kapıları asla tırmalamazdı çünkü zıplayıp kapı koluna bastırıp kendi açardı..Annemin evde misafir ağırladığı günlerinde bir çok teyzenin durduk yerde cııırrrk! diye açılan bir kapı ve ardından bizim Tintin in görünmesiyle hafif korku atakları geçirdiğini anlatırdı annem ..
Sevgiler
16 Ocak 2010, 13:48 tarihinde.
Sevgideğer Muzaffer,
anlattıklarını nefes almadan öykü dinleyen bir çocuk hevesiyle,gülümseyerek okudum.Bizim kedimiz ŞİRİN i dinler gbi oldum.Tuvaletin deliğine koyduğumuz süzgeçle, tuvalete yaptı,ilk günden tuvaletini.Hiç toprak filan kullanmadık,ona sahip oluşumuz da ayrı bir ilginç anı bir gün belki anlatırım.Şu sizin hacı kedi,beni müthiş güldürdü:))))
yaşamda ki hacılarla örtüşen anlam harikaydı,yüreğine sevgi,devamını belkleriz,hayvanlar aleminden öğrenecek çok şeyimiz var,teşekkürlerimle sevgiler…
16 Ocak 2010, 13:49 tarihinde.
Zelin Sevgideğeri,
ŞİRİN duymasın yavaşca söyleyeyim,o beyaz kedi var ya harikaaa!!!!sevgimle….
16 Ocak 2010, 17:05 tarihinde.
Şerife sevgideğeri..
Ya hacı? Muzaffer’in haberi yok.. Onu ben yolladım hacca.. O takke.. o sakallar.. o tespih.. Kedi markette satılmıyor onlar
) Hacıya bi de cübbe uydurmalıyım, boş zamanda.
Sen de harikasıııınnn!
Yorumların… (İsa’ya yazdığın yorum özellikle) çok hoştu, sağol benim güzel arkadaşım; seninle güçleniyor kucukişler.
18 Ocak 2010, 17:44 tarihinde.
Galiba, her kedinin ayrı bir hayat hikayesi var. Ama bir kedinin hikayesini böyle güzel ve okunası anlatan çok az insan vardır. Fırfır’ınki de, diğer öyküler de çok güzeldi. Ellerine sağlık Muzaffer. Senin ”Hacı Kedi” de müthiş olmuş sevgideğer.