Kent ve sevda yenilgileri!
Ersin Kaboğlu
Bir kentte kaç aşka birden yenik düşülebilir?
Bu soru karşısında aslında “bir yenilgi yeterlidir”. Ardından o kent terk edilmeli, başka bir kente gidilmelidir denilebilir.
Bir kentte her aşk bitimi bir mevsim bitimi gibidir. Baharın ve yazın yitimi gibidir.
El ele gezilen geniş ve bakımlı bulvarlar, banklarında diz dize oturulan, dar patikaları sakince arşınlanan çiçekli parklar ve bahçeler aşk mevsim yitiminde de solar, silikleşir. Sanki küçülür, daralırlar.
Önlerinde buluşulan, göz göze, söz söze gelinen albenili vitrinler zihinde, yıkık bir kentin virane ve soluk parçalarına dönüşürler.
Yolda yürürken sana ısrarla gül satmaya çalışan yoksul kız çocukları bile artık sana yüz vermez olurlar.
Aynı zamanda karşılıklı ve derin bir kültür ilişkisi olan aşka, sevdaya beşiklik eden kentin o canlı, sevimli, zeki ve her daim genç kültürel mekânları; sinemaları, tiyatroları, konser salonları, amfileri ve kitapçıları birdenbire asık suratlı, ciddi ve notu kıt hocaların mekânlarına dönüşüverir insanın zihninde…
O ışıltılı vitrinlere yansıyan, hep coşkulu, esprili, konuşkan ve yarı çocuksu haller değildir artık. Anıların beşiğinde konuşan sadece zihin ve yürektir. O kadar sessizdir ki, konuşandan başka da duyan olmaz.
Ama kent büyük, bağların eski ve derin, üstelik sevdiğin bir kentse kalış süren de uzadıkça uzar. Bir bakmışsın birkaç on yıl birden olmuş.
Şans, duygular ve aklın o rastlantıları çok seven düşeşleri bu uzun süreçte birden fazla kez denk düşebilir… Şans ve duyguların sıcak ve coşkulu tavla seanslarından aklın soğuk ve kuru satrancına geçiş evresi ise hep sancılı olur! İşte o anlarda yaşlar ne olursa olsun acemi aşk(ın) öğrencileri sınıfta çakıp her seferinde bütünlemeye kalabilir.
Doğanın, tarihin ve modern yaşamın nimetlerini cömertçe bahşettiği bir kentte kibrinden feragat etmiş bir sevgi, tenin mucizeleri ile hayatın neşesini birleştirip sürekli bir barış ve huzur hali olarak insanın önüne çok nadir olarak getirip koyabilir.
İşte bu nedenlerle bir kentte insan zaman içinde birkaç aşka birden yenik düşebilir!
Sabırlı, onurlu, yılmayan ve tekil yalnızlıkların dayanma süreci ve direnci artıkça bu sayı da artabilir. Süreç, nitelikli
ve özgür çoğulluklarla yaşamın doğasından gelen tezatlar, duygu ve aklın imbiğinden geçip damla, damla akıp iyice damıtılana kadar uzayabilir.
Uzun bir hayatın ona göre her seferinde kısa kalan yoğun yaşanmışlıkları tez-antitez sarmalında sentezlene, sentezlene nihai noktasına taşınana dek beklenebilir…
Zamanın görünmez değirmeni hızlı kent karmaşasında tüm bu yaşanmışlıkları öğüterek durmadan döner… Geniş kent bulvarlarını sıradan ve ezbere geliş-gidişlerin telaşıyla hızla adımlayan bedenler yokuşlarda yavaşlar. Gün gelir zihin, yaşanan her aşkı kendi içinde ayıklar. Hüzünlü, acı yanlarını atar, insanı geliştiren, neşeli ve güzel yanlarını saklar. Bazen zihinde kekremsi bir burukluk o saklananlara eşlik etse de…
Her yeni aşk, yeni bir sevda, taş üstüne yeni bir taş, tuğla üstüne tuğla, duygusal derinliği doyuracak sıcak birer aş olabilir. Gün gelir, sevda mimarisine uygun o yapının terasında, anılarla örülü kent manzarasına karşı keyif kahveleri de içilebilir.
O anlamda da o kentte insanın tüm aşk yenilgileri birer galibiyet, ulaştığı her yeni paylaşım ve sevgi eşiği de önceki basamaklara teşekkürü borç bilen birer kardeş olabilir.
Bir kentteki her aşk yenilgisi aynı zamanda kente karşı bir yenilgi değildir! Yoksa kentler hiç bu denli kalabalık olurlar mıydı?
Sevgi ve selamlarımla,
Adieu Mon Pays-Enrico Macias

İ.Ersin KABAOĞLU,
11 Ocak 2010, Ankara
http://blog.milliyet.com.tr/ersinkaboglu
380 okunma


12 Ocak 2010, 20:42 tarihinde.
“Küçükişler” için ve “saudade”yi konu alan yazındaki atfına teşekkürlerimle…
İ.Ersin Kabaoğlu
12 Ocak 2010, 20:59 tarihinde.
Sevgideğer…
Öncelikle.. uzunca bir aradan sonra yine Tharıkof’a geldiğin için çok sevindiğimi söylemeliyim.
Enrico.. sanki bu şarkısını senin bu yazına göre besteleyip söylemiş. “Her yeni aşk, yeni bir sevda, taş üstüne yeni bir taş, tuğla üstüne tuğla, duygusal derinliği doyuracak sıcak birer aş olabilir.” diyorsun ya, işte bu sözler üzerine şunu söylemek isterim. Yaşanan her dakika.. her saniye çok önemli. Ölü hücrelerin yeni hücrelere yerini bırakması gibi değil midir zaten hayat? Büyüme nasıl olurdu başka türlü? Canımızı acıtsa da gidenin ardından tutulan yas çok uzamamalı ki.. hüznün kardeşi sevinç de çalabilsin kapımızı.. Sen yine çok şeyler düşündürdün bana.. Dahası da var ama onları da kendime saklayayım artık. İyiki varsın.. Hoş geldin dost.
12 Ocak 2010, 22:19 tarihinde.
Kentli!..
Işıl ışıl.. temiz hissetirdi bu yazı bana..
temiz giyinmeli..
sonra..
Emek temizliği bilinci..
evet emek temizliği bilinci..
İ.Ersin Kabaoğlu sağol.. yazı için..
“Z” Sağol emek temizliği resimleri için
Sevgiler, saygılar Emeğe..
13 Ocak 2010, 23:03 tarihinde.
Ersin Bey hoşgeldiniz efendim.
Yazınızı,yazarı okumadan okumaya başladım,bu yazı ve anlatım ne kadar Ersin Bey’e benziyor,dememe kalmadı ki altında adınızı gördüm.Demek ki duygu imzanızı tanıyorum.Yaşananlarla barışık,yenmenin hırslarını aşmış,aşklarla kentleri buluşturup,yaşamın dokusuna,bir kaynakçı ustalığıyla kaynaştırmış,çok hoş ve dingin duygular veren güzel bir paylaşımdı sevgideğer.Soframıza lezet verdi,benim yine bir çay suyu koymam gerek Zelin,çaylar Ş den kurabiyeler Şifreden bu da Yücel’e bir şaka sevgiler hepinize,