YERYÜZÜNÜN ORTADOĞ(R)USU
Cafer Demirtaş
Ali’nin babası, boynuna geçirdiği iple ardından sürüye sürüye kapının önüne kadar getirdiği danayı evin demir parmaklı penceresine bağlarken içeriye seslendi:
-Ali koş gel! Bak sana ne aldım?
-N’aldın?
Pencerenin demirine bağlı danayı görünce Ali sevincinden zıplayıp babasının boynuna sarıldı. Sonra gidip dananın kuyruğundan tutup çekti. Dana Ali’ye bir tekme savurdu. Ali elindeki kuyruğu bırakıp, danayı boynundan tutup kucakladı, olmadı, dananın her iki yanağından öptü. Dana kendisi gibi küçüktü, sevimliydi.
Cahit Sıtkı askerliğini yedeksubay olarak yapmak üzere birliğine gider.
O yıllarda yedeksubay sayısı az olduğundan her yedeksubaya emir eri verilmektedir.
Birliğine gittiğinde bölük yazıcısından künye defterini ister.
Sırayla isimlere bakmaktadır bir isim dikkatini çeker. Abbas oğlu Abbas..
Sakat, çolak eli yüzünden çürüğe ayrılmış biridir Abbas..
Talim bitiminde askerin yanına gönderilmesini ister.
Öğle saatlerinde kapı çalınır.Karşısında civan, mert biri selam çakıp;
-Abbas oğlu Abbas! Emret komutan!.. der..
Son yıllarda olağanüstü bilimsel gelişmelere tanık oluyoruz. Bu gelişmelerin başında
genetik biliminin gelişimi yer alıyor. Genetik biliminden yararlanarak yapılan bilimsel inceleme ve çalışmalar, var olan bilgilerimizi değiştiriyor. Anlıyoruz ki doğru ve gerçek kabul ettiğimiz bilgiler meğer varsayımlardan oluşmuş.
Günümüzde Latin alfabesinin kaynağının Fenike-Biblos uygarlığı olduğu bütün dünyada kabul edilmiştir. Batı Anadolu’dan Güney Avrupa’ya (Yunanistan ve İtalyanın Kuzeyi) göç eden Fenikeliler tarafından taşındığı ve alfabenin orada geliştirildiği bilgisi mevcuttur.
Taşımak ağır geldi
Gözleri
Oysa ki
Retinaya ters düşer
Görüntüler
Gerçekler
Kalple görülürler…
Otobüs asık suratlı, mutsuz İstanbullulardan oluşmuş yüküyle, arap saçı trafiğin ortasında burnunu çıkaracak yer arıyordu. Şirinevler’de durağa yanaştı. Binali, orta kapının hemen yanında, cam kıyısında bir yer bulmuştu kendine. Yanındaki kamburu çıkmış cılız adam düğmeye bastı, indi. Binali beyaz, ince keten pantolonunun içinden paçalı donu görünen adamın arkasından baktı, belli belirsiz gülümsedi.
Otobüsün ön tarafındaki kırmızı ışıklı levhada her durakta “duracak” yazar, yine de inenler o düğmeye basmadan rahat edemezlerdi. Babanne kılıklı bir kadın ön kapıdan binmiş, dokunsalar ağlayacakmış gibi yorgun ve hasta bir suratla sağına soluna bakarak arkalara doğru ilerliyordu. Dudağının üstünde incecik bıyıkları olan, kolları kıllı, iri gövdeli bir adam yaşlı kadını kolundan tutup, Binali’nin yanındaki boş koltuğa oturttu. Kadın, yerine yerleşip, takma dişleriyle adama gülümseyip teşekkür etti. Adam, dünyanın en iyi adamıymış gibi gururlandı bu teşekkürden, gözlerini yumup gülümseyerek karşılık verdi. Yaşlı kadın başını biraz geri çekip, Binali’nin suratına baktı dik dik. “Gördün mü bak, ne iyi adamlar var! Sen yerinden bile kıpırdamadın!” dermiş gibi Binali’yi tepeden tırnağa süzüp kucağındaki rugan, siyah çantayı sımsıkı kavradı.
Tsoka, güzelliği ve zerafeti ile adını duyurmuş genç bir kızdır. Soyludur. Pek çok prens
oğluna ister. Kim isterse istesin, kendisine evlenme teklif edenleri geri çevirir. Tsoka, onları beğenmediğinden değil, aklına koyduğu bir işten dolayı tüm adaylara olmaz der. Kararlıdır.
Günlerden bir gün, köyde bir evde ‘yün tarama günü’ düzenlenir. Yün tarama işini kızlar yapar. Yün taratacak aile, köyün tüm genç kızlarını çağırır. Köyün genç kızları ailenin belirlediği gün taraklarını yanlarına alarak toplanırlar. Tsoka da gelir, köyün gençlerine gün doğmuştur. Kızlar akşama kadar yün tarayacaklar, gece de eğlence düzenlenecektir. Köyden, bazı gençler yakın köylerdeki arkadaşlarına haber verirler. Yakın köylerdeki gençler yanlarına kız kardeşlerini veya komşu kızlarını da alarak katıldılar.