Wezirmes
Muzaffer Tokmak
Pıce ve Pızğeş
Nartların bir altın elma ağacı vardı. Her yıl tek bir elma verirdi ağaç. Elmanın yarısı kıpkırmızı, diğer yarısı apaktı. Elmanın olgunlaştığı gün elma yok olurdu. Elma nereye gider, elmayı kim koparıp alır bir türlü bilemezlerdi. Bunun üzerine Nartlar elma ağacının etrafını surlarla çevirdiler, bekçiler korumalar koydular. Elmayı bir türlü koruyamadılar. Sonunda Boşboğaz Werserij’e gidip danıştılar Werserij, Nartlara adları Pıce ve Pızğeş olan ikiz kardeşlerden başkası elma ağacını koruyamaz, diye öğüt verdi.
Nartlar, Pıce ile Pızğeş’ı ağacı korumaları için görevlendirirler. Pıce ile Pızğeş elma ağacının yanı başında beklerken, üç güvercin uçup gelir ve ağacın tepesine konarlar. Güvercinler elmayı kapıp geldikleri yöne uçarlar. Pıce yayına okunu takar güvercinlere birkaç kez fırlatır. Güvercinlerden bir yaralanır. Kanı yere damlaya damlaya uçup giderler. Pıce ile Pızğeş ağacı elmayı koruyamadık hiç olmazsa güvercinlerin peşinden gidip nereden geldiklerini öğrenelim diye, güvercinlerin peşine düşerler. Pızğeş güvercinin yere damlayan kanına okunun ucunu batırır ve kan izlerini izleyerek bir deniz kıyısına varırlar. Güvercinler denize dalıp giderler. Bunu gören ikiz kardeşlerden Pızğeş kılıcını denize indirir. Deniz ikiye bölünür dalga oluşur. Pızğeş, denizde oluşan dalgaların arasına girerken, “Bir yıl içinde dönmeye çalışacağım, dönmezsem burada daha fazla bekleme!” diye seslenir.
Pızğeş aylarca deniz altında gece gündüz yol gider sonunda beyaz badanalı bir ev görür. Pızğeş eve gider ve konuk odasına geçip oturur. Tam aradığımı buldum diye düşünür. Tam oturmuştur ki evin sahibi altı erkek kardeş içeri girerler. Pızğeş ayağa kalkar ve altı kardeş ile selamlaşır. Kardeşler, “Biz deniz tanrıçası Higuaşe’nın çocuklarıyız.” derler. . Kardeşlerin arkasından çok geçmeden iki kız kardeş sofra getirir, sofranın ortasında bir de altın elma vardır. . Erkek kardeşlerden en büyüğü, ”Biz aslında altısı erkek üçü kız dokuz kardeşiz. Üçüncü kardeşimiz size hoş geldin diyemeyecek kadar hasta yaralı yatıyor. O nedenle sizin ile tanıştıramıyoruz.” der. Pızğeş, kızın hastalığını ve çaresini sorar.Büyük erkek kardeş, “Kız kardeşlerim her yıl Nartların ülkesine gidip tek altın elmalarını alıp getirirler. Son gidişlerinde tam elmayı alıp dönerlerken küçüğümüz Yemğezeş Guaşe yaralandı. Ondan hasta yatıyor. Çaresi ise Nartların ülkesinde akan kanının getirilip yaraya sürülmesidir.” der. Sapmaz, “Kız kardeşinizin Nartlar ülkesinde akan kanından okumun ucuna sürmüştüm, onu yaralayan benim” der ve okunu kızın erkek kardeşine verir. Okun kanlı ucunu Yemğezeş Guaşe’nın yarasına sürerler. Yormaz hemen iyileşir. Ayağa kalkar. Erkek kardeşler buna çok sevinirler. Sapmaz’a üç kız kardeşimizden hangisini istersen sana verelim al git derler. Sapmaz yaraladığım ve iyileşmesinde yardımcı olduğum kardeşinizi verin der. Denizin altında düğün şölen yapılır. Pızğeş, Yemğezeş Guaşe’yi atına bindirir. Tam bir yıl geçtikten sonra kıyıda kendisini bekleyen Kardeşi Pıce’nın yanına döner. Birlikte evlerine varırlar. .
Yemğezeş ile Pızğeş’in evliliğinden iki erkek çocuk doğar. Birinin adını Wezırmes ikincisinin adını Wezırmeg koyarlar.
Wezırmes’in doğum hikayesi ile Homerosun İlyada Destanında adı geçen Akhilleus’un doğum hikayesi çok yakın bir benzerlik taşır.
***
Azra ERHAT Mitoloji Sözlüğü Adlı kitabında Akhilleus’u aşağıdaki şekilde anlatmaktadır:
“Akhilleus Yunan mytosunda en çok konu olmuş kişidir. Homeros’un İlyada destanı aslında İyon, yani Troya şehrinin destanı değil Akhilleus’un destanıdır. Bu kahramanın bir eylemiyle başlar, bir eylemiyle biter. Ne varki İlyada’ anlatılan olaylar Akhilleus efsanesinin çok kısa bir bölümüdür. Bu kahraman üstüne ilkçağın başından onuna dek uydurulan efsane ve masallar o kadar çoktur ki onları kapsayarak özetlemek için, bölüm bölüm ayırmak gerekir.
Soyu ve Doğuşu. Soyağaçlarından belli olduğu gibi Akhilleus, Peleus’la Thetis’in oğludur. Thetis, bir nereus kızı, yani bir deniz tanrıçasıdır. Ama Akhilleus ana tarafından olduğu kadar baba tarafından da tanrılara ve en büyük tanrılara bağlıdır. Dedesi Aiakos, Zeus’la Aigina’nın oğludur. Aigina ise ırmak tanrı Asopos’un kızı ve Okeanos ile Tethys’ın torunudur.
Akhilleus’un doğuşu üzerine anlatılan efsane şudur. Nereusun’kızı Thetis’e tanrılar tanrısı Zeus da, deniz tanrısı Poseidon da aşıktırlar, o kadar ki Zeus onunla evlenmeyi bile düşünür, ama bir kahin (bir anlatıma göre Themis, Bir başkasına göre Prometeuus) Zeus’a haber verirler ki Thetis’ten doğacak olan çocuk, kaderin buyruğuna göre babasından daha güçlü olacaktır; bunun üzerine tanrılar çare bulamazlar ve kendisine koca olarak Phthia kıralı Peleus’u seçerler.
Theteis ile Peleus’un düğünü Tesalya’da Pelion dağının tepesinde kutlanır, tanrıların hepsi dehazır bulunurlar. Kavga tanrıçası Eris’in düğüne çağrılmadı diye kızıp masa üstüne bir altın elma atması, üç tanrıça arasındaki güzellik yarışmasına yol açar. (….)”
RuslanBarko-7
Muzaffer Tokmak, Eylül 2009, Ankara
443 okunma

