Değemem dudağımı dudağına – Elektrik kokuyor ağzım…
Hatice Atalay
Sonbahar filmin’de film kahramanı “Yusuf yeni tahliye olmuş (…) yoldaşlarının can verdiği katliamların hedefi olmuş, bu süreçte ciğerleri tükenmiş ve geride yoldaşları kalmış. (…) Kabuslarında durmadan ‘Hayata Dönüş Gecesi’nin saldırı sahnelerini görüp, revirdeki karganın sesini duyan, bir kere de üniversitede polisle göğüs göğüse geldikleri gösterileri hatırlayan Sonbahar’da Yusuf’un dili ve görsel hafızası fazlasıyla tasarrufludur; bir taraftan baktığınızda o, gaz bombalarıyla, pompalı tüfeklerle, lav silahlarıyla ölümü görmüş, duymuş, tatmıştır. (…) Beni de doğrusu film boyunca en çok etkileyen, Yusuf’un yakın bir vakitte öleceğini bilmesine rağmen umudu –ve yoldaşlarını- ardında saklayan sahici, sıcak bakışları oluyor zaten. Takdiri ve alkışı hak edense, yönetmenin, yeterince işleyememiş bile olsa, “direnen devrimci’yi sinemada bir ‘karaktere’ taşımayı amaçladığı bilinçli tavrı…”
Film boyunca annesiyle bile az konuşan Yusuf’ta bir sürgün suskunluğu seziliyor. Hep böyle olur. Dışarıdakiler içeriyi, içeriden çıkanları anlayamaz kaygısıyla, bazen önyargısıyla susar onlar.
Genelde bu yargılarında haksız da sayılmazlar. Onlar ancak kendileri gibi içeriden çıkanlarla hayatlarının en uzun en trajik anılarını paylaşırlar.
Susmak unutmak değildir. Unutmaz, unutamazlar. Yusuf’un ‘ölmeye yazgılı’ olduğu halde hayata tutunmaya çalışmasını, özlemlerini, keşke’lerini genç gürcü hayat kadınıyla yaşadığı kısa aşk yolculuğundan ve pasaport çıkarmasından da anlıyoruz. (1)
…
Filmi izledikten sora , öyle şeyler yazabilsem ki ; okuyanı utandırsın – unuttuğu için Eylülleri – dedim…
Öyle şeyler yazabilsem ki ; okuyanı umutlandırsın, unutmamışlar bizi , çektiklerimizi dedirtsin….
Ama ben;
Sevdiklerini işkencede yada çatışmada yitirmiş birinin acısını; hangi kelime yada kelimeler dile getirebilir, nerden bilebilirdim ki ?
Eli hiç sobada yanmamış biri…
Nasıl anlatabilirdim ki o yanığın acısını.?
Hem var mıdır ki öyle kelime (ler) ya da cümle(ler)…..
***
12 Eylülü yaşayan biri : “Çocukların Umuduyduk, Gardiyanların Düşü . Ölüm de Hayat da Peşimizdeydi
AranıyordUK…(2) diyordu…
Ve
12 Eylülü ; ” 7 yaşında akşamları ürkerek perdelerin arkasından bakan bir çocuk.. Yani ben.” diye tanımlayan birinin babası da :
işkenceden geliyorum
çığlık çığlığa üstüm başım
değemem dudağımı dudağına
elektrik kokuyor ağzım
kelimelerim birbirini vurur
gözlerim yanar ağlarsam
dalga dalga uçardı saçlarım
ben de koşardım bir zaman
işkenceden geliyorum
acıyı umuda kattım
uzatma sarılası boynunu
kollarımı askıda bıraktım
yumuşak yataklar arama
başımı koyacak bir yer bulurum
hem ben uyursam artık
şimşekli bulutlarda uyurum
yıkılma sakın bırakma kendini
taşırım ben bu çarpık gövdeyi
seni yitirmek de olsa ucunda
yendim işkencede işkenceyi (3)
Diyordu….
***
Haysiyetle yapılan sözleşme, yüreklerde bozulduktan sonradır ki… Toplum da büyük bir hızla bozuldu.
O yüzden, insanlar o yıllardan kalan bir şarkıyı bile duysa, kendilerini kaybediyorlar.
Çünkü hepsi biliyor… Kaybettiklerinin, bir daha asla kazanamayacak kadar değerli olduğunu
Asalet sıradandı, herkeste vardı. Zor okunan kitapları bile kolayca okurdu gençler.
Kızların etekleri kısaydı, erkeklerin saçı uzun, ne fark eder. Kadının ruhuna bakılırdı, erkeğin kafasının içine.
Ölüme kafa tutardı gençler, kimseyi lafa tutmazdı. Destansı öyküsü vardı her birinin.
Gözaltına alındılar ama el üstünde gittiler mahşere.
Herkes bir düşüncenin peşine takıldı.
Oy karşılığı buzdolabının, bir torba kömürün peşine takılmadılar ya….(4)
Oysa bizler….
Her sabah vicdanlarımızı aklayarak uyanıyoruz yataklarımızdan. Başkalarının suçlarını düşünüyor, başkalarının yürüdüğü yolları adımlarımızın dışında tuttuk diyerek rahat bir nefes alıyoruz… Biz öldürmedik, biz ağlatmadık, biz acı çektirmedik, biz yalan söylemedik… Biz masumuz…
Mayısları unutuyoruz, temmuzları unutuyoruz, eylülleri unutuyoruz. Unutmak kanayan yaralarımıza iyi geliyor… Hep bir acıyla, ya da tarihinin sayfalarında ağıtlar dolu bir halksak, doğrudur bu cümle “hep bir acıyla yaşanmıyor”…
Her sabah belleğimizin alt kısmına tıkıştırıyoruz… Ağlaya ağlaya yaşayıp, sonra unutmanın o sihirli kutusuna kaldırıyoruz acılarımızı.(5)
**
Ve şimdi de “ Mor ve Ötesi” söylüyor…
evreni gördüm
sıkı olaydı
binlerce insan
ölürken “netekim”
bir şey yapmazdı
sadece bakardı
bu kadar kaos
bize fazlaydı ki
bir darbe
geldi başıma
bir darbe
erdal’ı gördüm
darağacında
onaltı yaşında
ölürken “netekim”
bir şey yapmazdı
sadece bakardı
sonrası serbest
sonrası pazar
bir darbe
geldi başıma
bir darbe
ben gitmeden
divanı harbe
sen gitmeden
bir darbe
sakla kendini
sağlam bir rövanş için
asmayalım da besleyelim mi?
**
U N U T M A M A K
V E
U N U T T U R M A M A K
A D I N A…
**
(1) Adil Okay
(2) nedir.antoloji.com/12-eylul/sayfa-1
(3) Nevzat Çelik
(4) nedir.antoloji.com/12-eylul/sayfa-1
(5)Selma Ağabeyoğlu
Hatice Atalay, Eylül 2009, İstanbul
http://blog.milliyet.com.tr/hatice-atalay
Görsel: hassan ali
mapushane-tülay german
305 okunma


11 Eylül 2009, 00:08 tarihinde.
12 Eylül’de ve sonrasında ekilenler, bugün biçilmekte! Tıpkı Hiroşima’ya atılan bomba örneğinde olduğu gibi… yıllarca sakat bir toplum biçilmeye devam edecek!..
Unutmamak ve unutturmamak adına gösterdiğin çabana, emeğine saygımla can dost.
Yazındaki görselin çizeri MB dostumuza da ayrıca teşekkürler.. Emeğine sağlık..
Arkadaşımız, hassan ali adıyla, anasayfadaki bağlantılar bölümüne eklendi. Ne zaman isterse, görsel ya da yazınsal ürünleriyle bizlere katılabilir. Her ikinize de saygım ve sevgimle…
11 Eylül 2009, 11:18 tarihinde.
Zelin hanım emeğinize sağlık teşekkür ediyorum.:)….. Elimdenden bundan başka bir şey gelmiyor inanın…… tekrar teşekkürler sevgi ve saygımla……
11 Eylül 2009, 19:47 tarihinde.
Değerli arkadaşım, onları hayatın karmaşık yollarında dolaşırken her gün, her an hatırlamıyor olsak da yüreklerimizin en güzel köşesinde yaşamaya devam edecekler. Ama öbürleri? Hala korumalarının ortasında, korkularıyla yaşıyorlar. Tabii, yaşamak denirse buna. Geceleri kabuslarla uyanıyorlar. Korkusuzca pencerelerinden dışarıya bile bakamıyorlar. Çocukları bile onlarla gurur duymuyor. Eline yüreğine sağlık. saygılar, selamlar.
12 Eylül 2009, 14:51 tarihinde.
UNUTULMAYANLAR,sonsuzlaşanlar onlara,bu insanlık dışı kabusları yaşatanlarsa,Taner arkadaşımın dediği gibi yaşarken,her gün kabuslarıyla ölenler,aslında anlayabiliyorlarsa,her gün kendilleri işkencedeler.
“”"Öyle yaşanmalı ki,/şu fani dünya/sebep sonuç yaratmadan/yaratılmışsa,bazı sebepler /toplanmalı sunucunda güzellikler/yaşanmalı/şu fani dünya/bir kuşun yuvasına ellemeden”"”"Ş.M
Yüreğimiz bir daha dert görmesin Haticem,son olsun bu kabuslu görüntüler,AYIPSIZ GELECEK
ÖZLEMLERİYLEYÜREĞİNE SAĞLIK.
14 Eylül 2009, 08:56 tarihinde.
Sevgili Taner bey teşekkür ediyorum paylaştığınız için ve kurduğunuz her cümleye katılıyorum…..yüreğiniz dert görmesin … sevgi ve selamlar….
14 Eylül 2009, 08:57 tarihinde.
Sevgili öğretmenim, dileğiniz dileğimdir….. Yürekler öyle bir acıyı bir daha yaşamasın…….sevgi ve saygımla….