Anasayfa Anasayfa

Bedınoko’nun yaşlıları öldürme yasasına karşı çıkması


Muzaffer Tokmak

 

normal_82

 

Nartlar uzun ömürlü insanlarmış, bununla söylencelerde sıkça karşılaşıyoruz. Yaşlanan Nart  yiğidi elden ayaktan çekilince,  ata binmez, ava gitmez,  gelir evinin köşesinde oturur, ölümünü  beklermiş.

Herkes tarafından bilindiği üzere  Kafkasyalılar uzun ömürlü insanlardır. Nartlar zamanında insanlar çok çok uzun yaşadıkları için bedenleri küçülür, elden ayaktan düşer, bir bebek gibi bakıma muhtaç kalırlar. Nartlar bu yaşlıları bir salıncağa yatırıp ağızlarına su ve süt damlatarak beslerlermiş.

 

Bu bakım zamanla, baş edilemez bir toplum sorunu halini almış. Bunun üzerine de insan ömrünü yüz yıl(*) ile sınırlamışlar. Bir Nart  yüz yaşını geçtiğinde önce bir ölüm şöleni (ölüm yemeği) düzenlenecek, sonrasında oğlu tarafından bir teskereye  yatırılacak, Harameoşhua’ya( veya herhangi  bir dağa)götürülüp teskere  ile birlikte yardan aşağı yuvarlanacak ve ölüme terk edilecek,  şeklinde bir yasa yapmışlar ve bu yasayı da uygulamışlar.

Bedınoko’nun babası Bedın yüz yaşını geçmiş, elden ayaktan düşmüştür. Nartlar, babasını öldürmesini isterler. Bedinoko ölüm şöleni düzenler,  babasını elleriyle yedirir içirir. Onu omuzlarına alır ve dağa doğru yola çıkar. Babasını atacağı yarın başına gelince, kestiği ağaç dallarından bir teskere yapar Bedını içine yatırır ve sıkıca iple bağlar, teskereyi yardan aşağıya bırakır. Teskere düşerken yamaçdaki bir ağaç köküne takılır. Bedınoko babasının yanına iner. Bedın başında oğlunu görünce: 
“Aynı şey benim de başıma gelmişti. Dedeni ben de bu yardan atmıştım da şu takılı kaldığım ağaç köküne  o da takılmıştı. Ağaç kökünden beni kurtar da öleyim!” der.

Bunun üzerine Bedinıko babasına kıyamaz ve babasını asılı kaldığı ağaç kökünden alır omuzlarına bindirir ve yakınlardaki bir mağaraya götürüp bırakır. Babasına  “Baba seni öldürmeyeceğim , öldürülmene de izin vemeyeceğim. Nartlar ne ceza verirlerse versinler, onlara uymayacağım. Her fırsatta sana yiyecek ve giyecek getireceğim, seni aç bırakmayacağım. Sen de buradan çıkma kimseye görünme!” der, öğütler.

Bedınoko söz verdiği gibi babasını sık sık ziyaret eder, ona azık götürür. Bu ziyaretler aylar yıllarca sürer.
Bir yıl Nartların meyve ağaçları kurur. Yıllar geçtiği halde hiç meyve vermezler. Babasına  azık götürürken geçtiği ırmağın üzerinde yüzen küçük bir yaban elması(mı) *bulur, eğilip babama götüreyim diye elmayı sudan almak ister, elma suya gömülüp kaybolur. Bedınoko babasına suda gördüğü yaban elmasını ve   Nartların elma ağaçlarının kuruduğunu, elma yetişmediğini söyler.

Bunun  üzerine Bedin , gördüğü yaban elmasını suyun  ormandan getirdiğini söyler. ” Ormana gidin yaban elması ağacını alın, bahçelerinize dikin. Ondan sonra elma ağaçlarınız meyve verecektir.” der.
Bedin, mağarada yaşayıp giderken başka bir yıl bulaşıcı bir hastalıktan Nartların koyunları
ölmeye başlar. Koçların tamamı ölür. Koyunlar koçsuz kalınca kuzulamazlar…   Nartlar ne yapacaklarını bilemezler, çaresiz kalırlar. Bedınıko, koyun sürülerinin öldüğünü, yalnız bir kısır koyunun ellerinde kaldığını babasına söyler.

Bedın, “Sağ kalan kısır koyunu Amış(*) ın koç yatağına götürüp yayın, yatırın.” der.

Bedınoko geri döner ve Nartlara kısır koyunu Amış’ın yaylasına götürmelerini söyler. Nartlar koyunu Amış’ın yaylasında bir yıl yayarlar. Bir yıl sonra koyun kuzular.

 Böyle sürüp giderken bir başka yıl kuraklık olur. Nartların ekinlerinin hepsi kurur. Aç kalırlar. Ekecek tohumları bile kalmamıştır.  Bedınoko babasına Nartların başına gelen felaketten bahseder. Bedin: “Nartlar, ilkbaharda  Thağelec(*) ın harman yerini sürsünler, ordan yetişen ekin Nartlara tohumluk olur.”der.

Nartlar ilkbaharda Thağelec’ın harman yerini sürerle. Oradan yetişen ekinin tohumunu tohumluk olarak tekrar ekerler. Böylece Nartlar yeniden ekin ekmeye başlarlar.

 Nartlar, toplanıp Bedınoko’nun yararlı öğütlerinden dolayı ona teşekkür ederler ve onu onurlandırırlar. Bedinoko, “Size verdiğim öğütler benim değil, babamın!” der; yasaları çiğnediğini, babasını öldürmediğini, onu bir mağarada yaşattığını açıklar.

Bunun üzerine Nartlar mağraya giderler ve Bedin’i yaşadığı mağaradan evine getirirler.  O gün bu gündür, yaşlıları yardan atıp öldürme yasasını kaldırırlar.

***

Yüz yaş… uzun yaşam motifi, Ortadoğu efsanelerinde de geçer. Bunlardan biri de Nuh tufanı söylencesidir. Söylenceye göre yanlış hatırlamıyorsan Nuh Peygamberin bin, bin beş yüz yıl yaşadığı, Peygamber Süleyman’ın da yasli_adam çok uzun yaşadığı söylenir. Bu yazdıklarımızın hepsi efsane… Eski insanların değil yüz yıl  yaşaması, o günün yaşam koşullarına göre bu günkü insanların yaş ortalamasının yarısını yaşaması bile mümkün değil. Bu konuda yapılan bilimsel araştırma ve incelemelere göre eski insanlarda en uzun yaşın kırklı yaşlar olduğunu bir yerlerde okuduğumu anımsıyorum.

Okuyucularım biliyorlardır… Bilmeyenler de bilsinler. Ben Çerkesim. Bir Çerkes köyünde doğdum, büyüdüm.  Her köylü çocuğu gibi ben de sokaklarda çelik çomak oynadım. Topaç çevirdim. Top oynadım. Bu oynadığımız oyunlardan hangisindeydi anımsayamıyorum. Yaşlılarımız kesin hatırlarlar, öğrenirsem o çocuk oyununun nasıl  oynandığını yazmak istiyorum sizlere. Bu oyunların birinde, sayı sayardık… Her yüze kadar sayışımızda  yerden küçük bir taş alır, ya yüksekçe bir duvarın ardına, ya da dama  atardık. Veya yerden aldığımız taşı yerde açtığımız küçük bir çukura gömerdik ve şöyle derdik: “Yüzü doldu, yardan attık… veya gömdük!” Sanırım yukarıda okuduğumuz söylencenin izleri, çocuk oyunumuzda da vardı.
 
Yaban elması (Mı)…  Bu elma türüne, Kafkasya’ da dere kenarlarında ve ormanlarda çok sık rastlanır. Karadeniz’e yakın olan yerlerde de yetiştiğini tahmin ediyorum. Kafkasya’da gördüğüm mı ağaçlarının üzerinde yüzlerce kilo meyve vardı.  İnsanlar yemiyorlar. Sanırım inekler ve ayılar yiyordur.

Mıarıse, Çekesçe’ de elma demek… Mıarıse sözcüğü eldikimi (mı) anlamındadır..   

Amış: Nart söylencelerinde çobanların piri olarak geçer. Kaval çalar. Kavalından iki türlü müzik yayılır. İyilik ve kötülük… Kızdığında kavalı ile fırtınalar yaratabilir. Latin mitolojisindeki Pan karakterine benzer bir karakteri vardır.

 Thağelec; Nart söylencelerinde ekincilerin piridir. 

Homeros’un Odiyesse  kitabında devler ile Odiyesse arasında geçen bir hikaye anlatılır. Homeros’un ünlü şiirinde Odiyesse geziden dönerken denizde fırtınaya yakalanır,  zorunlu olarak tek gözlü bir devin yurt edindiği adaya yanaşır ve yirmi adamıyla adaya çıkar.

***

“Adaya yaklaştığımızda koyun melemesi, bağrışmalar, çağrışmalar duyduk. Fırtına bitinceye kadar denize açılmamak üzere  kayığımızı bir koya bıraktık. On iki adamımı yanıma alarak adaya çıktım.. Karşımıza çıkan bir mağaraya girdik. Mağaranın içi kovanlar, yoğurt ve peynir fıçıları ile doluydu.

Arkadaşlarım “Yanımıza yoğurt ve peynir alıp yola çıkalım!” dediler. Sonra mağarada yaşayanı beklemeye koyulduk. Akşam üzeri mağarada yaşayan, önünde bir sürü koyunla geri geldi. Mağarada yaşayan tek gözlü bir devdi. Dev mağaraya girdi ve girişi iri bir kaya ile kapattı. Biz ise mağaranın bir köşesine saklandık. Bizi görmedi ama kokumuzdan anladı orada bulunduğumuzu.

Eliyle aranarak arkadaşlarımdan ikisini yakaladı. İkisini de şişe takıp kızarttı ve yedi. Yattı. Saldırsak gücümüz yetmeyecekti… Çaresizdik. Sabah gene aynı şekilde iki adamı daha yedi. Sürüyü önüne katıp mağardan çıktı ardından girişe bir kayya ile kapattı. Akşam geri döndü ve iki adam daha pişirip yedi. Ateşin yanında uzandı uyudu.

” Bir çare bulmazsak, devin elinde yok olacağız, hepimiz.” dedik. Mağarada iri bir ağaç fidanı ı bulduk ve ucunu iyice yonttuk, sivrilttik. Fidanın  sivri ucunu ateşe soktuk ve köz oluncaya kadar bekledik. Hep bir elden fidanı tutarak devin tek gözüne soktuk ve kör ettik. Dev yerinden fırladı… bağırdı çağırdı, böğürdü, debelendi durdu, sabaha kadar. Eline geçiremedi bizi.   Devin sabah sürüyü dışarıya çıkarması gerekiyordu. Mağaranın girişindeki kayayı iteleyip girişe oturdu. Devin gözünü kör etmiştik, bizi göremeyecekti. Bizi ancak el yordamı ile yakalayabilirdi. Koyunları bir bir eliyle yoklayarak mağaradan çıkarıyordu. Sürüde oldukça iri bir koç vardı. Koçun altına girdim ve asıldım mağaradan bu şekilde çıktık. Mağaradan çıktığımızı fark ettiğinde arkamızdan ilendi:  “Kahinin söylediği gerçekleşti!.. Kahin yok oluşun insan eliyle olacak, bundan başka hiçbir şeyin gücü sana yemeyecek!” demişti, başıma geldi… uğursuz yola çıkasınız!..

*** 

Söylencelerde dev hikayelerine çok  rastlanır. Çerkes söylenceleri de böyledir. Nart mitolojisinde, masallarda da böyledir. Nart mitolojisinde yer alan devler insan karakterindedir. Yaşadıkları yerler mağaralardır, viranelerdir veya karanlık ormanlardır. Devler ile Nartlar arasında ilişki vardır. Devler ile Nartlar sürekli savaşırlar. Her zaman Nartlar akılla, kunazlıkla, zorbalıkla   da olsa, tek gözlü, yedi başlı… ne olursa olsun fark etmez, devleri yenerler. Sosırıko’nun devlerden ateşi çalması ve devlerin kendilerinden çaldığı tohumluğu geri alması bu şekildedir.

Bilim adamlarının varsayımına göre devlerle ilgili söylence ve  masalların başlangıç yeri Kafkasya ve civarıdır.  Eski yunan şairi Homeros’un sonradan yazdığı dev hikayesini de aynı şekilde değerlendiriyorlar. Homeros’un Truva’dan dönen gezginlerden dinlemiş  olabileceğini var sayıyorlar.
[Nartlar. Karmokkua Hamid s. 114-117]

***

   
 Bedınoke ile Şujey

 Khıje geziye çıkarsa, bir yılda dönmezdi. Ömrünü Gezerek bitirdi.

Bir geziye çıkışında kayboldu, geri dönmedi. Bir kır ata binip gitmişti. At, binicisiz eve döndü. Aradan bir yıl geçti, iki yıl geçti, Khıje’den  hiç bir haber alınamadı. Khje hiç görülmedi. Ölüsü de dirisi de bulunamadı. Nerede kaybolduğu bilinmedi.

Khıje gittiğinde eşi hamileydi. Kıje yokken  eşi bir oğlan çocuğu doğurdu.  Adını Şujey koydular. Şujey biraz büyüdü. Sokakta oyun oynadığı bir çocukla kavga etti. Çocuk Şujey’e “Benimle kavga edeceğine, erkeksen git babanın katilini bul ve intikamını al. dedi. Şujey buna çok üzüldü. Evde annesinden, babasının başına gelenleri anlatmasını istedi. Anlatmaz ise intihar edeceğine yemin etti.

Annesi Şujey’in büyümesini beklediğini söyledi. Ahırdaki kır atın babasının son yoculuğunda bindiği ve binicisiz eve dönen at olduğunu söyledi.

Şujey annesine, ”Babanın nerede kaybolduğunu dahi bilmiyorsun!” diye  ikide birde beni kınıyorlar!…”dedi, ahırdan kır atı  atı çıkardı, eğeri vurdu ve bindi.

Giderken, annesi Şujey’e  “Yolda darda kalan kim  olursa olsun, ona yardım et!” diye öğütledi.

Şujey bir ay boyunca yol gitti. Yedi yolun kesiştiği bir yere geldi. Yolun yakınındaki tepenin eteğinde köstek vurulmuş bir at gördü; atın yanına gitti. Atın sahibi tepedeydi. İndi ve Şujey’ın yanına geldi.

***  

normal_081Köstekli atın sahibi, Şujey’in bindiği atı iyiden iyiye inceler. Atı tanır. Şujey’e sorar:

“Khıje’nin atını nereden buldun?”           

Şujey cevap verir:           

 ”Ben Khıje’nın oğluyum. Babam geziye çıkmış, geri dönmemiş. Babamı arıyorum. Başına ne geldi öğrenmek istiyorum. Bunun için yola düştüm. Anlaşılan babamı tanıyorsun. Bildiklerini bana anlat.”

Adam: “ Baban ile ilgili bilgi almak istiyorsan, evim yakındadır, konuğum ol.”diye Şujey’i davet eder. Adamla Şujey, eve birlikte dönerler ve Şujey konuk odasına yerleşir.

 Adam Şujey’e Bedınoko adını hiç duyup duymadığını sordu ve şunları söyledi:

“Bedınoke benim! Babanla birlikte pek çok  gezilere  gittik. Babanı son gördüğümde Çintlerin at sürüsünü çalmış getiriyorduk. O, atların önünde, ben arkasındaydım. Arkamızdan bir atlı yetişti. Selam verdi, selamını aldım. Sürüden beğendiği bir at varsa almasını söyledim. “Hayrını gör!” dedi, ileri doğru atını koşturdu. Baban ile de selamlaştı. Baban da at teklif etti. Ona da “Hayrını gör!” dedi. Sohbet ederlerken babanın boş bulunduğu bir anda, babanın şapkasını  alıp kaçtı. Şapkanın baştan alınması ile  başın alınması aynı şeydir. İkisi de onur kırıcıdır. Baban tanımadığımız atlının peşine düştü. Ben de atları bırakıp peşlerinden gittim. Atlı yavaşlar gibi oldu, baban yetişti… Tam yaklaştığında, adam babanı kaptığı gibi atın üzerinden aldı. Koşmaya devam etti. İzini deniz kıyısına kadar sürdüm. Deniz kıyısına vardıklarında, atlı birden atıyla birlikte denize atladı… denizde kayboldular. Yabancı atlı da, atı da, baban da denizden çıkmadılar. Denizi geçmeye   cesaret edemedim.  Bana eşlik edersen şimdi denizi geçebiliriz.”

Bedınoke ile Şujey kıyıya gittiler. Öküz derisinden tulumları şişirip atlarının her iki yanına bağladılar. Denize girip, denizi  geçtiler. Daha sonra bir vadiye girdiler. Bir tepeye çıkıp etrafa baktılar. Dağın eteğinde etrafı dikenli çalılarla çevrili bir ev gördüler ve eve yöneldiler. Eve henüz varmışlardı ki bir genç onları karşılayıp selamladı ve Bedınoko’ya adı ile hitap etti. İki atlıyı konuk odasına aldı. Hemen sofra kuruldu.

Bedınoko ev sahibine: “Eve yaklaştığımızda adımı andın. Beni nereden tanıyorsun?” diye sordu.    

Ev sahibi genç: “Tanıyorum seni. Yanındaki arkadaşının  kim olduğunu da tahmin ediyorum. Her ikinize de haksızlık ettiğimden, suçlu olduğumu biliyorum. Olay şöyle gelişti. Beni bağışlayın.
Biz yedi erkek kardeştik. Devler bizi düşman bildi, peşimize düştü. Altı ağabeyimi öldürünceye kadar durmadılar. Devlerden ağabeylerimin öcünü almak istiyordum. Kahine gidip danıştım. Tek başıma devlere gücümün yetmeyeceğini söyledi ve bana şöyle bir yol gösterdi: ‘Denizden karşıya geç, Khıze’yi al getir. Onun bir oğlu doğacak, bebek büyüdüğünde babasını aramaya Bedınoko ile gelecek, hatırını görürlerse, seninle birlikte savaşırlar, o zaman devlerden öcünü alabirsin’ dedi. Ben de geldim, Khıje’yı kaçırdım, getirdim. Onu babam gibi belledim, saygı duydum. O şimdi evimizde
oturuyor. İsterseniz sizi yanına götüreyim, gözünüzle görün. Evimizde kaldığı sürece saygıda kusur etmemeye çalıştım, kendisine sorabilirsiniz. Khıje yaşlıdır. Yaşlılar yerinde oturuyor. Kalkın  sizi yanına götüreyim.”

Üçü birlikte Khıje’nın oturduğu odaya girerler. Khıj’e ile Bedınoke kucaklaşarak selamlaşırlar. Ev sahibi genç Şujey’e dönerek: “Seni baban ile tanıştırayım” der ve tanıştırır.

Khıj’e ile ev sahibi, ve öteki ikisi… gencin kararlaştırdıkları üzere dördü birlikte devlerden öc almaya giderler. Devleri öldürüp evlerine dönerler.       
 

atlar

Muzaffer Tokmak, Eylül 2009, Ankara

www.kucukisler.com

 


 

628 okunma
1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (4 oy, ortalama: 5,00 / 5)
Loading ... Loading ...

“Bedınoko’nun yaşlıları öldürme yasasına karşı çıkması” için 3 Yorum

  1. Zelin Artuğ diyor ki:

    Sevgideğer Muzaffer..

    Bu öyküdeki öküz derisinden tulumların atlara bağlanarak denizin aşılması çok ilginç geldi… Deniz aşılır mı bilmem ama eskiden atlılar ırmakları bu yöntemle aşıyorlardı demek ki.. İlginç öykülerinin devamını bekliyoruz. Sevgilerimle..

    (Sanki Hidalgo’yu gördüm atların arasında… 3.32 noktasındaki doru at…)

  2. taner diyor ki:

    Birbirinden uzakta yaşayan halkların efsanelerindeki bu benzerlikler çok şaşırtıcı. Her halk, kendi komşularından bir şeyler almış olmalı. Sevgili Muzaffer, bir masal tadında anlattığın bu efsanelerle bizi alıp Kaf Dağına götürüyorsun. Her okuduğumda, ”umarım devamı vardır” demekten kendimi alamıyorum. Dosto Zelin, resimler de müzik de bir harika! Ellerin dert görmesin. Sevgiler, selamlar ikinize de.

  3. Haşmet Şenses diyor ki:

    Muzaffer bey, eski çağların öyküleri yalın dilleriyle bize, bütün bir yaşama ilişkin çok şey aktarırlar. Bu anlattığınız öyküler ve Nartlar beni çok ilgilendirdi ve heyecanlandırdı. Hepsini okumak gerek. Selamlarımla…

Yorum Yapın