Ve bu tutkuyla ölürüm
Cafer Demirtaş
Sevgili Zelin Düşünen Evler için sağol. Kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi. Ne güzel aklıma getirdin, sağol. Düşünmeyen bir ev gösterdin sonunda. Hem düşünmeyen, hem “düşünmeyin!” diyen.. hemde duygusuz bir ev.
(Muzaffer dosto, o evi gösteren “Mavili” ydi, bense ad verdim yalnızca.. Bu arada sorayım, kim bu “pembeli” bebek? Ada mı yoksa? ”
Okuduğum yazıda çok şirin, sıcak ve yaşanılası evlerin resimleri vardı.
Ve şu cümle …Resimlerin altında…
“Doğayla iç içe hatta onun sözünü dinleyen, yalın ama gereksinimlere yanıt verebilecek nitelikte evler…”
Yeşil ağaçlar, renkli çiçekler içinde tek katlı , kırmızı kiremitli , bacasında duman tüten , dantel perdeli pencereleri ile o yaşanılası güzellikteki evler….
Açılın !
Geniş kanatlı karanlıkların
Ardında ki kapılar,
Dünyadan geliyorum
Size haberlerim var,
Güneşi tutulmuş dünyanın
Ayı tutulmuş,
Kan gövdeyi götürüyor,
SEVGİ TUTULMUŞ,
Diyerek çıktım yola, sevenlerin diyarından gelerek,
dünya aynasında kendimi görecek, dünyaya sevgiyi
getirenlerden olacaktım,
ne yazık ki, kırık suretlerde aynalar,
sır yırtık insan yitikti.
Tülin’den mektup geldi! Kuşları yazmış.. Bu güzel mektubun bazı bölümlerini paylaşmak istedim, küçük işler okurlarıyla.(Z.A.)
“(…)Balkondan sepeti indirmeye başladım. Bir yandan da aşağıya bakıyordum, komşuların balkonuna takılmasın diye. İp birden alt komşunun metal balkon siperine çarptı ve o anda çanak antenden korkudan çırpınarak bir kumru uçtu. Sepeti geri çektiğimde hemen salonun penceresine koştum. Nasıl şaşırdığımı anlatamam sana. Bu kez başka bir kumru yumurtlamış çanak antene:)
Sevgideğer Kemal Ağabey… “Çocukluk ozanların anayurdudur.” diyordun…peki ya ölüm nedir ozanlar için? Oldum olası, hiç yakıştıramadım ölümü ozanlara… Hele sana hiç mi hiç yakıştıramadım. Bu dünyanın alçaklıklarına…pala gibi savurduğun dizeleri toprağın bağrına saplayıp gitmek var mıydı böyle vakitsizce? Uğurlar olsun ağabey… Uğurlar olsun usta!…Işıklar içinde ol.
***
Gözümden bir inci tanesi yuvarlandı kitabının üzerine..Çocuklar için yazdığın (sevgideğer eşinin de İngilizce’ye çevirdiği) “Trenler ne güzeldir” kitabının dördüncü sayfasına düştü inci tanesi, gitti.. şu satırların üzerinde durdu: