Anasayfa Anasayfa

yatılı okul yılları


Zelin Artuğ

a2

İlk  arkadaşlar

Valizimi alıp, yatakhaneye çıkan merdivenlere yöneldim. Boğazımda bir düğüm… Biri bir şey söylese sağanak yağmurlar boşanacak!.. Babam beni bırakıp giderken, öylece kalakalmış, sessizce bakmıştım ardından. Tez zamanda ziyaretime geleceğini söylemişti, giderken.

Hava kararmaya başlamıştı. Merdiven aralığındaki tavana yakın  pencereden, loş bir ışık vuruyordu merdiven basamaklarına. Dışarıdaki ek binalardan birinden, bir aceminin çaldığı mandolin sesi geliyordu. Biraz daha uzaktan da bir flüt sesi…  Yeni bir yaşam başlıyordu yatılı kız okulunda…

 

O gün, verdikleri yatak takımını, son sınıftan bir yatakhane nöbetçisi kızın  gösterdiği çift katlı ranzanın üst katına sermiş, yine aynı kızın gösterdiği çelik dolaba eşyalarımı yerleştirmiştim.  Bizim odadakilerin hepsi de benim gibi çekingen, sessiz, dokunsan ağlayacak gibi hüzünlü kızlardı. Nereden bilebilirdim iki yılın sonunda bir çeteye dönüşeceğimizi ve okul idaresine kafa tutacağımızı!

Gözüm, saçları kıvır kıvır, bir melez esmerliğindeki kıza takıldı. Silifke’den geldiğini söylüyordu yanındaki arkadaşına.. Daha sonra, adının Tomris olduğunu öğrendiğim bu kızla ve pencerenin yanındaki kalorifer peteklerine dayanıp yavaş yavaş tanışıp söyleşen iki kızla birlik olup, bütün sınıfı okul idaresine karşı tableau-les-copinesayaklandıracaktık. Onlar mı? Kısa saçlı kumral olanı Fatma Şen… Sarışın  olanı da Beyhan.. Beyhan’la el yazılarımız inanılmaz derecede benzerdi. İkimizin el yazılarını ayırt etmek için uzman olmak gerekirdi.. Bu durum daha sonra çok işimize yarayacaktı.

Fatma Şen, kargacık burgacık yazısı olan, ama matematik problemlerini çözmekte matematik öğretmenlerimizi bile sollayan bir kızdı. Krosçuydu üstelik. Kros müsabakalarında sınıfımızın övünç kaynağıydı.

Yavaş yavaş, tanışıp, ilk arkadaşlığımıza adım attık o akşam. Saat 19:30′da birlikte, akşam yemeğine indik. Son sınıflardan bir kız ayağa kalkıp, kısa bir konuşma yaptı. Yeni gelenlere “Hoş geldiniz!” konuşması… Sonra, “Afiyet Olsun!” dileğiyle yerine oturdu. Okulun eski öğrencileri, bir ağızdan “afiyet olsun!” diye yinelediler.

Öğretme(n)(m)ler

Günler ne çabuk geçiyordu. Kısa sürede kaynaşmış, çok geniş bir ailenin bireyleri olmuştuk. Okuldaki sıkı disiplin ve giderek daha berbat çıkan yemekler dışında keyfimizi kaçıran bir şey yoktu. Öğretmenlerimizden bazılarını çok seviyor, bazılarına ise zor katlanıyorduk. Bugün bakıyorum da, çok sevdiğim insanlarla zor katlandıklarım, sanki o dönemdeki öğretmenlerimin kopyaları!.. Bir yanda sevgideğer, saygıdeğer ve toplumcu olanlar ; öte yanda sevgideğmez, kaprisli, bencil ve kafası kendi çıkarları dışında hiçbir şeyi basmayanlar!..

Coğrafyacı Leman Hanım, Pedagoji ve Psikoloji derslerinin korkulu rüyası Afife Hanım ve Tarihçi Sultan Hanım… İştevalbirnblrzoxxgulyxrisfmr bu adını saydıklarım, bize hayatı zehir etmek için ellerinden geleni yapıyorlardı. Coğrafyacı Leman Hanım, beline kadar altın sarısı örgülü saçları olan bir arkadaşımızı nöbetçi öğretmen odasına çağırmış, onunla gizli bir konuşma yapmıştı. Arkadaşımızın adı da Leman’dı. Yani, öğretmenin adaşı… Leman, odadan gözyaşları içinde çıktı. Kimseye bir şey anlatmadı. Akşam olunca, iki etüt arası bize açıldı. Bu Coğrafyacı Leman, kızcağızdan saçlarını kesip kendisine vermesini istemiş! Peruk yaptıracakmış onun saçlarından… “İyi düşün.. Coğrafya notun kurtaramayacak kadar zayıf olabilir…” demiş.

İşte bizler, böyle “öğretmeM”ler de gördük bu coğrafyada… Yakası Atatürk rozetli, kendi “ESER”leri olan yeni kuşaklar yetiştiren “öğretmeM”ler! Leman Hanım gibi niceleri… İyi ki yakayı kaptırıp onun ve onun gibilerinin “eserleri” olmamışız! 

Pek de şanssız sayılmazdık aslında. İnsan gibi insan olup insan yetiştiren öğretmenlerimiz de azımsanacak gibi değildi o yıllarda. Hele içlerinde biri vardı ki tek kelimeyle, “sevgideğer”di. O nedenle de başı dertten hiç kurtulmuyor, okulu çiftlikleri gibi kullanmaya kalkışan “idareci”lerle takışıp duruyordu. Bir gün… gelmedi artık dersimize! Bütün gün, onu çok merak ettik. Fransızca dersimiz ilk kez boş geçmişti o gün. Ahmet hocamız yoktu, işte.. Hasta mıydı acaba? Kimse bir şey söylemiyordu bize.

İki gün sonra etütte kulaktan kulağa bir haber yayıldı. Ahmet hocamız uzaklarda, küçük bir kasabaya sürgün edilmişti.  Böylece, ek yapı inşaatından idarecelerin cebine kayan paraların hesabını soracak kimse kalmıyordu ayak altında. Çok sıkı disiplin altındaydık. Bir tür cunta!.. Bir şeyler yapmalı, Ahmet hocamızı geri getirmeli, “onlar”a bulgur pilavımızdan çıkan taşların hesabını sormalıydık! 

aaa

Yemek molasında plan yaptık. Etütte planımızı arkadaşlarımıza açıklayacaktık.  İspiyonculuk en ağır suçtu, yüz karasıydı, utançların en büyüğüydü! Ser verip sır vermeyecektik. İçimizden bir tek ispiyoncu çıkarsa, son sınıfta olduğumuz halde, okulu sınıf olarak topluca  terk edecek, hem “idare”yi, hem de “ispiyoncu”yu yedi cihana rezil edecektik.

Ve bizler, on yedi yaşındaydık.

…..

(sürecek)

Farid Farjad- Anroozha-1/10
 

Zelin Artuğ, Temmuz 2009, İstanbul

555 okunma
1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (7 oy, ortalama: 5,00 / 5)
Loading ... Loading ...

“yatılı okul yılları” için 8 Yorum

  1. Muzaffer Tokmak diyor ki:

    Sevgideğer Zelin, Zevk ile keyif ile okudum. Kim sevmez anıları? Bizleri sevgideğer… sevgideğmez yapan onlar değil mi? Nasıl ’sevgideğer olunur’un yanıtı değil mi tüm bu ve benzeri anılar? Sürmesini beklerim. Seni çok iyi tanıdığım halde biraz daha iyi tanırım.. Diğer sevgideğer dostolarımız da… Sürmesini bekliyorum.

  2. taner diyor ki:

    Merhaba, şiir tadında, öykü tadında bir anı… Hep sürsün, bitmesin diyerek, zevkle, severek okudum. Sevgili Zelin, içimdeki bir ses, senin, daha böyle çok anılarının olduğunu söylüyor. Devamını merakla bekleyeceğim, herkes gibi. Sevgiler, selamlar.

  3. Meyman diyor ki:

    İnsanın yaşamışlığı, anıları, o an hissettikleri meğer ne değerli… Bunları üst üste topladıkça insanın kendisine dair bir ömürde yaşananların bilançosu ortaya koyuyor. Keyifle okudum. Sevgiler tüm dostlara…

  4. cafer demirtaş diyor ki:

    Dosto;
    Sonsuz bir mavilikte türkü türkü kanat vuran bir turna sürüsü…
    ve aşağılarda samansarısı bir bozkır alabildiğine
    uzak bir zaman kesitinde…
    İdealleri olan,
    yaşamına insanca anlamlar yükleyen
    çok sevgideğerin kaleminden
    ancak böyle güzel anılar çıkar gün yüzüne…
    Bütün sevgideğerler seni tanımaktan mutludurlar eminim…sevgim ve muhabbetimle…

  5. Tülin Aksoy diyor ki:

    Sevgideğer Zelin,

    Sanırım ben, herkesten farklı bir tad alacağım bu anılarından. Nedenine gelince; yatılı okulda okumak gibi bir takıntım vardı çünkü. Ağabeyim 11 yaşından itibaren hep yatılı okuduğu için olabilir belki. Yaşayamadğımız bir şeyi bir başkasından, iyisiyle, kötüsüyle dinlemek çok hoşumuza gider ya? O duyguyla okuyacağım anılarını.
    Bu öğretmeMler ülkemizin her yerinde varlarmış demek.
    Umarım arkadaşlarınla görüşmeye devam ediyorsundur.
    Sevgilerimle…

  6. Zelin Artuğ diyor ki:

    Sevgideğer Muzaffer, Taner, Meyman, Cafer ve Tülin canlar..

    Köy Enstitüleri bizim doğduğumuz yıllarda kapanmış, yerini Öğretmen Okulları almıştı. Okul çok iyiydi. Yöneticiler ve birkaç öğretmen dışında öğretmenler de çok iyiydi.

    Asıl sorun şuydu: Biz, uslu durmadık. Sınıf olarak mimlendik. Bütün suçumuz, haksız yere sürgüne yollanan bir öğretmenimizi, geri istemekti.. Masumane bir geri isteme değildi tabi bu:) Yumak, çok dolaştı… Ankara’ya kadar gitti dolaşıklığın ucu.. Sonunda.. her zaman olduğu gibi güçsüz taraf.. yani biz kaybettik. Her zaman olduğu gibi, “dalavere” kazandı!..

    Mitolojide, Ikarus, Girit adasında labirentte yaşamaya mahkum edilen saray bilgini babasının kendisine taktığı balmumu kanatlarla uçar… uçar… Öyle bir güneşe yaklaşır ki, kanatları erir ve Akdeniz’e düşer, boğulur.

    Bizler de böyle yaptık. Balmumundan kanatlarımızla uçmaya kalkıştık ve denize düştük. Sonunda, öğretmenimizi geri getiremediğimiz gibi, birçoğumuz da disiplin cezası aldık.

    Olsun! UÇMUŞ OLDUK YA!… Şimdi olsa, yine uçarım. Hatta, gelin.. birlikte uçalım canlar!… Nereye mi?

    Hele bir uçalım, sonra düşünürüz nereye uçtuğumuzu… Sevgilerimle…

  7. atiye diyor ki:

    sevgili zelin,
    sizi tanımıyorum ama yazınızdaki samimiyetiniz bu yazıyı keyifle okumam için yetti de arttı bile
    bu arada teşekkür de ediyorum bu sene yurda başlicam ve senin yazın beni heveslendirdi, heyecanlandırdı
    teşekkürler…

  8. Şerife Mutlu diyor ki:

    SEvgili Zelin,
    ne kadar benziyor,anıların,anılarıma,hele Ikarus’un kanadı,çok dokundu bana,zira o kanatları,çok erittik,güneşe yaklaştığımız yerde,meslekte de devam etti,aynı kahramanlıklar,hiç dalkavukluk ve haksızlığa pirim vermedik,biz dünyaya gelmeden,bir MELEK ANA KANADIMIZA MAKAS VURMUŞ USULCA,bu yüzdendir,içimizde uçma hevesi,
    Okumam geçte olsa,güzel olan zaman ötesidir,çok hoştu,yüreğine sağlık,SEVGİLERİMLE.

Yorum Yapın