Anasayfa Anasayfa

iki ev…


Tülin Aksoy

ev

 Bir zamanlar, sizin sıcacık yuvanız olmuştuk biz iki ev.
 
Ben Sıla; görebileceğiniz en şirin köy evlerinden biriyim. Beni yapan usta ulu bir ağacın gövdesine dayamış sırtımı. Tonlarca demir ve betona rağmen yıkılan evler var. Ben ise sırtımı dayadığım ağaçtan güç alarak ayakta duruyorum. Aslında ben ağaca, ağaç da bana yaslanıyoruz sayılır. Ben ona dayanmasaydım, onca ağaç içinde kim farkederdi ki onu?
 
Benim tek komşum, yanımdaki çınar ağacı. Ustam beni yapmadan önce de varmış orada. Çocuklar dallarında kolan vursunlar diye çınar ağacının yanını seçmiş olmalı ustam.

 Bizim buralar elma ağacı doludur. Benim bulunduğum yer elma bahçelerine çok yakın. Güneşli yaz günlerinde bile serin eser buraların rüzgârı. Yanıbaşımdaki çınarın gölgesinde soluklanır yoldan geçenler. Bazıları beni farkedip fotoğrafımı çekerler, gülümseyerek. Bilirim gülümseme nedenlerini. Bir ağaçla bir evin neden kucaklaştığını bir türlü anlayamazlar…
 
Adresime gelince; Burdur / Bucak / Göndoğdu Köyü

 

***

 
Ben de Nazlı; Antalya’nın o eski konak gibi evlerinden biriyim. Eskiden hepimiz ayrı bir güzellikteydik. Mis gibikaleici arapsabunu kokardı ahşap döşemelerimiz. Merdivenlerimiz bastıkça sihirli sesler çıkarırdı sanki. Hepimizin giriş kapısında ya bir aslan kafası, ya da narin bir kadın eli şeklinde kapı tokmağı vardı. Biri kapıyı çalınca, üst kattaki döşeme tahtalarının arasından kapı koluna uzanan bir ip asılınır, kapı aşağıya inmeden açılırdı. Bu ipin ucunda boş bir makara bağlı olurdu her zaman.
 
detayBeni satın alıp, eski güzelliğime kavuşturacak birini bekliyorum bir başıma. Çevremdeki evlerin çoğu eski güzelliklerine kavuştular. En çok yakılmaktan korkuyorum. Pek çok arkadaşım yanıp gittiler çünkü.
 
Sıla’nın tek komşusu bir çınar ağacıymış. Benim en değerli komşum Karatay Medresesi. Arka pencerelerimden bakınca görebilirsiniz medresenin kapısını. Ama, tıpkı benim gibi medrese de boynu bükük duruyor yıllardır. Sıla benden daha şanslı. Hiç değilse doğanın müziğinin ve renklerinin içinde yaşıyor. Biliyorum, belki o da bana imreniyordur. Ama yanılıyor. Tıpkı şairin dediği gibi;
 
cinarSen ciğercinin kedisi, bense sokak kedisi…diyordur eminim içinden. Yapayalnız bir kentli olmaktansa, köyde çınar ağacıyla arkadaşlık yapmayı yeğlerdim doğrusu. 
 
Benim adresim de şu; Antalya / Kaleiçi / Karatay Medresesi karşısı

 

 

Biz size aşık olduk- Baba Zula

Tülin Aksoy, Temmuz 2009, Antalya

http://blog.milliyet.com.tr/ikilemler

1.388 okunma
1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (6 oy, ortalama: 5,00 / 5)
Loading ... Loading ...

“iki ev…” için 7 Yorum

  1. taner diyor ki:

    Eski evler bende hep garip duygulara sebep olur. Onların ilk yapıldığı günleri, içinde yaşayan insanların kim olduğu, başlarından neler geçtiğini düşünürüm, asla öğreneceğimi bildiğim halde. Evleriniz hep ayakta kalsın sevgili Tülin arkadaşım. Sevgiler, selamlar.

  2. Muzaffer Tokmak diyor ki:

    Sevgideğer Tülin, Ben ciddi ciddi ağaçların otların çiçeklerin kendi dillerinde konuştuklarını fakat bizlerin bunu duyamadığına inanan biriyim. Evler hakkında bunu hiç mi hiç düşünmemiştim. Bu gün evlerin konuştuğunu duyarlı ve kaygılı olduklarını bize gösterdiğin için teşekkürler. Sevgi ve saygıyla. Muzaffer Tokmak- Ankara

  3. Zelin Artuğ diyor ki:

    Sevgideğer Tülin, bu evler bir harika… Şu en üsttekini şöyle hayal ediyorum.

    İçeri giriyorsun, sıcak ekmek ve taze tereyağ kokusu.. Yerde koyu kırmızısı hakim rengarenk bir yün kilim.. Bir tahta sedir.. (kerevet) Kıyısında kanaviçe işli beyaz örtüleriyle içi saman dolu sert minder ve yastıklar.. Kapının girişinde uykulu bir kedi.. Ocak sönük. Sacayağının üzerinde dışı kara bir tencere.. Tarhana kokusu.. Ocağın üstündeki oymalarda sararmış bir resim. Efe kıyafetli bir genç adam, yanında da sırmalı kadifeden fistanlı bir genç kadın.. Şimdi genç adam yaşlanmış, arka tarafta odun kesiyor.. Karısı da oturmuş, kış için beş şişle çorap örüyor. Odunları kuruluğa yığarken yorulmuş, soluklanıyor. Uzaklarda koyunların çan sesleri… Yokuşu tırmanırken zorlanıp çobanı da yoruyorlar. Çoban, yaşlı çiftin torunları, Ferhat! Anasıyla babası “Alamanya”da.. Bir de ev almışlar babaları, Alı Hasan Efeyle Anaları Hatçe kadına ama, onlar evi kiraya vermişler, Ferhat’ın okul masraflarını karşılıyorlar.. Burada, dededen kalma bu ağaçlı evde yaşamaktan memnunlar. Ağacı, Ali Hasan Efe’nin babası Hurşit emmi dikmiş, o doğmadan önce. Demiş ki kulağına adını üflerken: “Ben düşman kurşunuyla şehit olursam, sen bu evin direği olacaksın a oğul… Bu ağaç da bu evi heyelandan, depremlerden koruyacak. Evimin bir direği vardı, bu ağaç… şimdi bir de oğul verdi Allah, iki direği oldu..” Hurşit emmi ölünce Ali Hasan’ın anası Gülizar nine, gelene gidene anlatmış bu öyküyü..

    Sevgideğer Tülin, bu fotoğrafların bende yarattığı hayal gücüne ben de şaştım. Yolladığın fotoğraflar ve yazıya döktüğün izlenimlerin, bunca çağrışım yaptı bende! Sen bana bol bol fotoğraf ve öykü yolla.. Sırada yavru kediler öyküsü var unutma sakın.. Tharıkof bebeği de çok sevecek o kedileri, umarım. Sevgimle…

  4. Tülin Aksoy diyor ki:

    Sevgideğer Zelin, nasıl güzel, nasıl profesyonel bir öykü kurmuşsun ağaca yaslanmış Sıla evin üstüne…Hurşit emmi, Gülizar nine…Bu kadar mı yakışır bu eve bu isimler. Harikasın inan bana. O ev köyün bağ evlerinden. Diğer bağ evleri de çok hoşlar. Yapıldıkları yıllarda buzdolabı olmadığı için, evin orta yerinde cumba benzeri bir çıkıntı yapmışlar. Buraya soğuk tutmak istedikleri yemekleri koyarlarmış. Sonraları buzdolabına kavuşsalar bile bozmamışlar ‘ Soğukluk ‘ dedikleri bu cumbamsı çıkıntıları. Bir de geniş sofalıdır bu evler. Yemek sofada yenir daima.

    Keşke mümkün olsa da, her köyün yaşantısını birileri yazsa. Düşünsene ne kadar güzel bir arşiv olurdu gelecek kuşaklar için. Örneğin bu bağ evinin olduğu köyde ‘ Ağlayıcı ‘ kadınlar var. Birinin yakını ölünce ağıt yakıp ağlıyor ve özellikle ağlatıyorlar. Bir akrabamızın bağ evinde minik bir balkon genişliğinde bir çıkıntı var. Şimdiki sonradan kapatılmış balkonlar gibi. Zeminden yarım metre kadar yüksekte ama bu çıkıntı. Ne işe yarıyor, biliyor musun? Oraya minder koyup oturuyorlar ve elma ağaçlı bahçeleri, yolu seyrediyorlar. Ayaklarımı toplayıp saatlerce kitap okumak isterdim orada:)

    Diğer ev ise benim çocukluğumun geçtiği eve benziyor. Kokusunu bile duyabiliyorum. Umarım yakılmadan restore edilir.

    Kedi fotoğrafları hazır:) İlkokul yıllarım kedilerle geçti. Bahçeli evden taşınınca kedilerden de ayrıldık ister istemez. Olsun, sokak kedileri var ya:)

    Ve…Sevgideğer Taner ve Muzaffer,

    Ben de gördüğüm her eski evin öyküsünü merak ederim aynı nedenlerle. Cansız nesnelerin de bir şekilde konuştuğunu düşünürüm. Örnekse bizim balkon kapısının kolu:) Benden başkası kapatmaya kalkışırsa inatlaşıyor:) Sanki beni tanıyor, inanmazsınız:)

    Sevgiler yolluyorum hepinize…

  5. atiye diyor ki:

    sevgili tülin ve zelin,
    15 yaşında biri olarak size imreniyorum
    yazılarınız o kadar samimi ve akıcı ki
    çok kitap okuduğunuzu düşünüyorum ve hevesleniyorum
    tesadüfen karşılaştığım bu siteden bir türlü kendimi alamadım
    tüm bunlar için teşekkürler…

  6. Zelin Artuğ diyor ki:

    Sevgideğer Atiye, oldukça sıcak bir üslubun var. Okumaya ve yazmaya devam..

    Sitemizi tanıdığın arkadaşlarına ve büyüklerine de önerebilirsin. Ne kadar çok okurumuz olursa, o kadar çok üretiriz yaşamı.. Çoğaltırız içimizdeki sevgiyi..

    Bizler aynı zamanda milliyetblog yazarlarıyız. Anasayfadaki yazar adlarına tıkladığında ise milliyetblog’daki sayfalarımıza yöneleceksin. Bunu bir dene istersen…

    Dostlukla ve sevgiyle..

  7. TUGBA TEKİN diyor ki:

    EVET BENDE BÖYLE ESKİ EVLERİ ÇOK SEVERİM HEP AKLIMA BAŞKA HİSLER GELİR SONRA GÖZLERİ DOLU DOLU OLUR.BUARADA BENİMDE ANNEM GÜNDOĞDULU VE EN GÜZELİ YAZMIŞ OLDUGUNUZ HİKAYELER ÇOK GÜZEL.

Yorum Yapın