düşünen evler.. (mavili söyleşi)
Aysel Çetinkaya
Okuduğum yazıda çok şirin, sıcak ve yaşanılası evlerin resimleri vardı.
Ve şu cümle …Resimlerin altında…
“Doğayla iç içe hatta onun sözünü dinleyen, yalın ama gereksinimlere yanıt verebilecek nitelikte evler…”
Yeşil ağaçlar, renkli çiçekler içinde tek katlı , kırmızı kiremitli , bacasında duman tüten , dantel perdeli pencereleri ile o yaşanılası güzellikteki evler….
Resimlere baktıkça içim burkuldu, acıdı yüreğim…
Bulanıklaştı resimler birden… Anladım ki dolmuş gözlerim yine…
Doyumsuzlukların acımasızca yakıp yıktığı o güzelim evleri gördükçe… 
Yaşadığım ilçede, eskiden kalan tek katlı , iki katlı, bahçeli güzelim taş yapı olan o evlerin bakımsızlıktan -sit alanı ilan edildiği için- öylesine ,yapayalnız bırakılışını, tek çivi çakılmadan zaman içinde yavaş yavaş yıkılışını izlemek nasıl üzüyor beni bilseniz…
Çocukluğumun geçtiği o, konak kadar heybetli, sağlam, akşam sefaları, yenidünya ağaçları ve yuvarlak fıskiyeli havuzu ile kocaman bahçeli, tahta kapılı, yeşil tahta panjurlu evin önünden her geçişimde ağlamamak için ısırıyorum dudaklarımı…
O ev ve sokak… bütün çocukluk oyunlarımı, babamı yitirişimi anımsatıp sızlatsa da içimi, o evin zamana, sevgisizliğe, ilgisizliğe ve doyumsuzca, hoyratça yaşayan insanlara inat hala aynı heybeti ile dimdik durmasından için için sevinç duyuyorum…
Ortaokul öğrencisiyken , aynı mahalle çocukları birlikte giderdik okula….
Yol boyunca bahçeli kocaman, ahşap kaplı duvarlarıyla, çiçekli bahçesi olan cadde üstündeki eski evlere gelip geçerken imrenerek bakardık…
Bahçelerinde mor salkımlı sarmaşıklar, baygın kokukulu yasemin ağaçcıkları, kocaman kocaman renk renk açmış zambaklar olan iki katlı evlerdi. İlçenin varlıklı ailelerinin…
Böylesi bir evde yaşamanın düşlerini kurardık.
Varlıklı insanların yaşamı, evi oluşu değildi bizi çeken, özenip, eve hayran hayran bakmamız.
Evin dışı öylesine yeşil, öylesine yaşam doluydu ki…
Bahçesi, rahatlıkla oturulabilecek, salıncak kurulup sallanılabilecek güzellikte ve düzendeydi.
Daha yıl iki bin yediye dek bütün heybeti, şirinliği, sağlam duruşu ile yaşayan o güzelim evler bir bir katledilmeye, yerle bir edilmeye başlandı.
Sağlamlığı ve sevdaları ile yıllara direnmiş o güzel evler,
dozerlerin, kepçelerin, ağır demir topuzların darbelerine direnemiyorlar ne yazık ki…
Geçenlerde o caddeden geçerken koca bi boşluk içimi bulandırdı, gözlerim karardı, başım döndü, tutundum yol kenarındaki en yakın ağaca…
- O güzelim ev yok… Nasıl daha dün buradaydı?
Biri yanaştı yanıma ” rahatsız mısınız? yardıma gereksiniminiz var mı?” diye…
Gözlerimdeki yaşları silerek baktım, genç bi kadın gülümsedi bana…
-Sağolun dedim, sağolun… Ne oldu buraya… Nerde o güzelim ev?
-O mu?
-Ev sahibi ölünce mirasçıları mütahite vermişler apartman yapacaklarmış buraya, beş-on kat…
-Üleşeceklermiş sonra….
O içinde koca yaşamların yaşandığı güzelim evleri yerle bir edip, yerine
üst üste yığılmış taştan, soğuk, ölgün, yaşamayan yüksek , sevimsiz binalar türettiler işte….
***
Evet Mavili dosto… (bu “dosto” sözcüğünü yeni öğrendim Taner’den..) Paraya gözü doymayan hırslılar o güzelim evleri yıksınlar bakalım! Yerlerine de kocaman, hantal, “düşünmeyen ev heykelleri” diksinler! Bizim, mavi düşlerimiz var.. mavi, yeşil, lal rengi düşlerimiz.. Umutlarımız, sevdalarımız, sözcüklerimiz, şiirimiz, şairlerimiz, türkülerimiz var!
Gerçi, şairlerimizi sürgün edip, türkülerimizi ayağa düşürdükleri de bir gerçek! Olsun.. Biz de bir araya toplanır, kendimiz söyleriz türkülerimizi.. Köylerce, kasabalarca, kentlerce bir koro oluşturur, yeri göğü inletiriz! Hemen üstteki şu fotoğraf… Nasıl da yansıtıyor, kendi heybetli, beyni küçük insanları! Beyni küçük ve tekdüze.. Bu yapıya bir ad ver deseler.. “Düşünmeyen adamın düşünmeyen evi” heykeli, derdim.
Tharıkof soframızı şu en alttaki “düşünen adamın düşünen ağaç evi”nin yanında kurup, yaprak sinide ekmeği bölüşmeye, bölüştürmeye ne dersin? (ZA)
Aysel Çetinkaya, Temmuz 2009, Aydın
325 okunma


13 Temmuz 2009, 15:28 tarihinde.
O sıcacık, sevimli görünüşlü evlerin ilk yapıldığı zamanları ve ilk sakinlerini düşünürüm hep. Kimbilir hangi taze gelin, hangi saf yürekli damat içleri titreyerek o kapıdan girdi. Kaç çocuk yetiştirdi o tahta pancurlu, kireç badanalı, kırmızı kiremitli bahçeli evler? Kimlerin mutlu yuvasıydı bir zamanlar? Bir de şimdiki; soğuk, içlerinde yaşayan insanları da kendisine benzeten beton yığınları… Günümüz insanlarının mutsuzluğunun belki de asıl sorumlusu olan çirkinlik abideleri… Evet, ”düşünmeyen adamın, düşünmeyen evi”… Hatta, belki ev bile değil. Eline,yüreğine sağlık Aysel arkadaş.
14 Temmuz 2009, 00:06 tarihinde.
Dünyanın bütün malına, parasına değişmem böylesi güzel sevgideğerleri,böylesi insan, böylesi dostları,
yürekleriyle yaşayabilen güzel insanlar var daha tükenmedi, tüketemeyecek bütün yüreksizler, hayınlar, sevgisizler ve karanlık sever korkaklar….
Sevgideğer Zelin, sağol Sen. Çok yaşa ama hep güzeli yaşa…
Sevincimi taşıyabilecek sözcük yok inan…
En umutsuz, en kırgın, yılgın zamanlarda, en çok bi sıcak dosta gereksinim olduğunda seni bulmak yanıbaşımda, seni duyumsamak ve tutabilmek güçlü ellerini, maviliklerce serinlemek, yeşillerce umutlanmak…
Sana sevgim, saygım ve dostluğum yüreğimden çokca…
14 Temmuz 2009, 01:50 tarihinde.
En mavili sevgideğere..
Aslında, Mavili’ye ayıp olur belki diye, söze karışmıyor, onca zamandır bekliyordum sözünü tamamlamanı.. Sonunda anladım ki mavili, bırakmış o evleri oldukları yerde.. almış başını “mavera kenti”ne gitmiş.. Kendi dünyasına çekilmiş orada.. O güzelim evler de yıkılmadan, birazını kurtaralım dedim. İyi ki geldin mavili.. Gitme artık bi yere. Daha yıldızlı gece söyleşileri yapacağız, hep birlikte… Sonra da yıldızlara binip, dünyanın çevresini dolaşacağız. Tıpkı Küçük Prens gibi.. / gel hadi!..
14 Temmuz 2009, 22:24 tarihinde.
Can mavilim;nerelerdesin nicedir?Bu duygusal şairin, içinden hengameler yaşayan denizini efkarlara boğmak mı niyetin?Bu kadar mavera kentler yaratmak derinlikli insan harcı olsa gerek.Yoksa masaya bakıp “bunun üstünde sadece yemek yenir”demekle yetinirdin…Bir gün arka bahçede yol arkadaşlarıyla oturup demlenmek var gidecek yolumun üstünde…Bu güzel müzik eşliğinde mavi yüreğinden kopup gelen ırmakta kulaç atmak yaşamak işte…dostluğum ve artan sevgimle…