candan öte sözceler
Cafer Demirtaş
Köy yollarında
Cipin tekerlekleri buz tutmuş yolda sağa sola kayıyor, dönemeçlerde patinaj yapıyordu. Ön koltukta, Afife Hanımla Eğitim Şefi asık suratlarıyla, alçak sesle konuşuyorlardı. On kız, balık istifi gibi arka koltuklara doluşmuş, idam mangasının kurşuna dizmeye götürdüğü mahkumlar gibi bekleşiyorduk. Nereye götürüyorlardı bizi? Yola çıkmadan önce çok kısa bir toplantı yapmışlar, bizi Nilüfer Köyü diye bir köye götürdüklerini söylemişler, soru sormamıza izin vermemişlerdi. Biz, okulda kargaşa çıkarmaya çalışan, disiplinsiz, asi öğrencilerdik. Soru sormaya hakkımız yoktu.
İlk arkadaşlar
Valizimi alıp, yatakhaneye çıkan merdivenlere yöneldim. Boğazımda bir düğüm… Biri bir şey söylese sağanak yağmurlar boşanacak!.. Babam beni bırakıp giderken, öylece kalakalmış, sessizce bakmıştım ardından. Tez zamanda ziyaretime geleceğini söylemişti, giderken.
Hava kararmaya başlamıştı. Merdiven aralığındaki tavana yakın pencereden, loş bir ışık vuruyordu merdiven basamaklarına. Dışarıdaki ek binalardan birinden, bir aceminin çaldığı mandolin sesi geliyordu. Biraz daha uzaktan da bir flüt sesi… Yeni bir yaşam başlıyordu yatılı kız okulunda…
Küllerini ateşlemenin zamanıdır
Farkında olmadan bizden uzaklaşan
Umut doluşmuş istasyonlarının.
Gözyaşlarının tuzu kurumuş mendilleri
Sallanmıyor artık tozlu pencerelerden.
Ruhlarımızı kaçırdılar biliyor musun?
Ve bir taş yığınına çevirip
Ve kaskatı bir nesne gibi bırakarak
Halaylara duran zebanileri görüyor musun?
Kişisel özgürlüklerin sınırlarını genişletme çabası kişiyi, oldukça zor seçimlere sürükleyebilir. Serbestlik ile sorumluluk ve kanıksamak duyguları arasında yapılan tüm seçimler, gelecekte kişinin neleri yaşayacağını belirleyecektir. Kişinin yapacağı seçimler, belki de toplumun diğer bireylerini de etkileyecektir. Neyin kimi, kimin neyi etkileyeceğini ve kimin ne gibi bir misyonu yerine getireceğini kim tahmin edebilir ki? Yazının tamamını okuyun »
Benim tatlı kızım Ada’ ya sürekli yazı yazıyorum hamile kaldığım günden beri. İstedim ki internette de yayınlansın duygularım, kızımın gelişimi. Yalnız birşey eksikti. Bu yazıyı internette yazacak cesaret!
Sevgili Zelin Artuğ’ un bana vermiş olduğu cesaretle ve hatta onun isteği üzerine kızıma bundan böyle buradan yazı yazacağım. Umarım okuyucular için zevkli bir yazı, kızım içinse güzel bir anı olur.
Bir zamanlar, sizin sıcacık yuvanız olmuştuk biz iki ev.
Ben Sıla; görebileceğiniz en şirin köy evlerinden biriyim. Beni yapan usta ulu bir ağacın gövdesine dayamış sırtımı. Tonlarca demir ve betona rağmen yıkılan evler var. Ben ise sırtımı dayadığım ağaçtan güç alarak ayakta duruyorum. Aslında ben ağaca, ağaç da bana yaslanıyoruz sayılır. Ben ona dayanmasaydım, onca ağaç içinde kim farkederdi ki onu?
Benim tek komşum, yanımdaki çınar ağacı. Ustam beni yapmadan önce de varmış orada. Çocuklar dallarında kolan vursunlar diye çınar ağacının yanını seçmiş olmalı ustam.
Sevgideğer arkadaşım…
Mektubumu yayınlamışsın. Teşekkür ederim. Sofranız gittikçe daha daha bereketli olacak, bundan eminim. Küçük
İşler’i izledikçe ne kadar çok aç kaldığımızı, aç bırakıldığımızı daha çok fark ediyorum. Böylece
Tharıkof sofrası, bir yuvarlak masa toplantısına da dönüşüyor fark ettiysen.
Bitmeyen Dans’ın klipteki ismini bulup yazmışsın… Kafe K’ih, sadece orjinal isimlerinden biri. K’ih, “uzun” demek, yani Uzun Kafe … Ben, daha anlamlı bulduğum için “Bitmeyen Dans” demiştim.
Yazı yazmak, pek bana göre bir iş değil.. Sitenizde, senin ve dostların yazdıklarınızı her gün okuyorum okumasına da blog nasıl yazılır pek bilemiyorum. Bu konuda oldukça deneyimsiz olduğumdan, yazdıklarım genellikle mektup biçiminde yazılar oluyor.
Şimdi düşünüyorum da, en son 1987 yılında, cezaevinden eşime mektup yazmışım.. Oysa gençliğimde uzun uzun mektuplar yazardım arkadaşlarıma. Özlemişim mektup yazmayı.