Bir şair, bir ozan ve Türk milliyetçiliğinin garabeti
Şairler iyi çocuklardır. Onlar yalnız duygularımıza seslenmezler, hayata bakışımızı değiştirir, güzelliklerle dolu bir dünya görüşüne sahip olmamızı sağlarlar. Kimi şairler; inandıkları bir ideoloji uğruna, ya da ülke ve dünya halklarına besledikleri karşılıksız sevgi uğruna, hayatlarını ortaya koyarak bu yolda işkencelere, hapislere, sürgünlere katlanır. Kimileri ise var olan düzene ayak uydurup, o düzenin kendisine sunduğu cazip imkanlar uğruna kalemini ve kişiliğini satar. Ama hepsi de şair diye adlandırılır, ne yazık ki.
Bugün size bir şairle bir halk ozanından bahsedeceğim. Şair, hepimizin yakından tanıdığı bir isim; İsmet Özel. Bir zamanlar sol fikirleri savunurken, sonraları rotayı İslami kesime çeviren ve o çevrelerde kendisine geniş yer bulan bir şair. Konumuz ise, son günlerde yine, yeni baştan tanımlanmak istenen milliyetçilik kavramı (nasıl bir kavramsa!). Dünyanın hiç bir ülkesinde milliyetçilik kavramının içi, bizdeki kadar boşaltılmamıştır. Üstelik ne anlama geldiği(!),anayasalarımızın başköşesine bile yazılmıştır… Bununla da kalınmamış, anlamı çeşitli zamanlarda vatandaş kavramıyla, hatta bizzat Türk olmakla ilişkilendirilip tuhaf bir şekilde biçim değiştirmiştir.
Şimdi anayasalardaki tanımlarla başınızı ağrıtmayacağım. Ancak bir kavramın içinin nasıl boşaltıldığına vurgu yapmaya çalışacağım. Misal; “Türkiye hudutları içerisinde yaşayan herkes Türk’tür.’’ tanımını ele alalım. Peki ama, bu tanıma göre, bu ülkede yaşayan, sözgelimi Musevi ve Ermeni vatandaşlarımızı da Türk yapmış olmuyor muyuz? Ya, “Türk Devletine vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkes Türk’tür’’ tanımı? Sözgelimi böylece bütün Kürt’ler bir çırpıda Türk yapılmış olunmuyor mu?
Ya, şu, “… , kendisini Türk hisseden herkes Türk’tür.’’ tanımı? Şimdi bir Kürt, kendisini anası babası gibi Kürt hissediyorsa ne olacak? Kimin kendisini ne hissetmesi gerektiğine kimler, nasıl karar verecek?
Şimdi bu gibi, hayatın gerçekleriyle alakası olmayan zorlama tanımlarla, şairlerin ne ilgisi var demeyin… Bakın İsmet Özel, Akşam gazetesi yazarlarından Nagehan Alçı ile yaptığı röportajda milliyetçiliği ve Türklüğü nasıl tanımlıyor:
-Türk olduğumuz neremizden belli?’’ sorusuna, şair-yazar İsmet özel şöyle cevap veriyor:
-Kafirle çatışmayı göze almaktan! Bana göre kafirle çatışmayı göze alan Müslüman’a Türk denir. Göze almak yeterli, çatışma şart değil.’’
Üstelik iş bununla da kalmıyor, N. Alçı’nın;
– İnanmayan ateist bir Türk, Türk olamaz mı?’’ sorusuna şair şöyle cevap veriyor:
-Müslüman olmayan, Türk olamaz!’’
Aklıma ister istemez Gagavuzlar geliyor. Hani şu, milliyetçi söylemiyle tanınmış siyasi bir partimizin amblemi olan; yüzük, orta ve baş parmakları kapatıp, işaret ve küçük parmağı ileriye uzatarak yapılan el hareketinin asıl sahibi olan Gagavuzlar! Şaire göre artık Türk değiller. Peki, Türk değillerse, Türk kültürüyle yaşayan, Türkçe konuşan bu Gagavuzlar neci oluyorlar şimdi?
Hani bir laf vardır, “Ört ki ölem!’’ Tam da bu durum için söylenmiş sanki…
Ve bir ozan: geçen nisan ayında kaybettiğimiz, unutulmuş, 12 Eylül sonrası gençliğin bırakın türkülerini, adını dahi bilmediği gerçek bir yurtsever; ozan Aşık İhsani.
68 olaylarının başladığı günlerde Ağalık Düzeni adlı kitabı ve 33’ lük plaklara okuduğu türküleri o zamanki gençliğin dilinden düşmeyen, emekçilerden, yoksul köylülerden, sömürüden, bağımsızlıktan söz eden, işbirlikçileri yerden yere vuran, asıl vatan hainlerini deşifre eden bir ozan!.. 70’ li yıllardaki Türkiye devrimci hareketinin en renkli siması olan, bir ara üye olduğu TİP’ten; şiirleri ve türküleri yüzünden milletvekili ve gazeteci yazar Çetin Altan tarafından “Sovyet ajanı’’ diye suçlanarak partiden atılan Aşık İhsani!
Kitapları ve şarkıları bütün engellemelere rağmen elden ele, dilden dile dolaşan gerçek bir halk kahramanı. Üstelik o zamanlar kapitalist sömürüyü ve sosyalizmi halka bir türlü anlatamayan gençliğin tersine, okuma yazma bilmeyen köylüleri bile türküleriyle aydınlatmayı becerebilen bir ozan, Aşık İhsani.
O zamanlar söyledikleri bu gün de geçerli;
“Düzenbazlar ellediler devleti
Talan var, ha beyler talan var, talan!
Demokrasi türküleri söylenir
Yalan var, ha beyler. Yalan var, yalan!’’
“Biz aşığız, biz halkın sesiyiz.’’ der, ozan Aşık İhsani.
Yoksul halkının yanında yer alan herkes gibi defalarca takibata uğrar, tutuklanır, mahkemeye çıkarılır.. Bir defasında Deniz Gezmiş’le birlikte Amerikan bayrağı yaktığı için hapis yatar. Arandığı dönemlerde ozanın evinde saklanır Gezmiş.
“Sen savcı bey, suçlu ara, onu bul
Ben, kendi çağımda çoğu, kula kul
Çoğu sakat, çoğu yetim, çoğu dul
Olanların şairiyim, diliyim.’’ der.
Yetmişli yıllar, İhsani’nin; başkaldırmaya, haykırmaya, toplumu politize etmeye, değişmeye zorlayan şiirleri ile geçer. İhsani’de; kendisinden önceki halk ozanlarının, yalvarma, yakarma, dert yanma, kaderine razı olma gibi alışılmış geleneksel tavırlar yoktur.
Başka ozanlar gibi işbirlikçi değildir. Baştan aşağı bir isyandır Aşık İhsani! Türküleri antiemperyalist, yurtsever, demokrat, sosyalist içerikli, devrimci niteliklidir. Sazıyla sözüyle tek başına bir militandır Aşık İhsani.
Milliyetçi kavramlara teslim olmaz. Gerçek bir vatanseverdir. İşte o yıllarda devrimci gençliğin dilinden düşmeyen, bir marş olarak her eylemde söylenen şiirlerinden biri:
Bu memleket, bunca emek
Bizim, bizim, hepsi bizim,
Yabancıya yer ne demek?
Bizim, bizim hepsi bizim.
İş arayan açlar bizim
Yaban ele göçler bizim,
Alınacak öçler bizim
Bizim, bizim hepsi bizim.
Aracının aldığı fark
Gürül gürül işleyen çark,
Hırsından çatlayan toprak
Bizim, bizim hepsi bizim.
Düzenin ezdiği beller
Kilide vurulan diller,
Kazmayı kavrayan eller
Bizim, bizim hepsi bizim.
Kanat çırpan akkuş bizim
El ele bir oluş bizim,
Dayanış, kurtuluş bizim
Bizim, bizim hepsi bizim.
…
Bu memleketi, bu vatanı, bu halkı kim daha çok seviyor acaba? Şair İsmet Özel mi, yoksa ozan Aşık İhsani mi?
…
aşıkların sözü kalır-baba zula
Bizim eller- Aşık İhsani
Taner Yılmaz, Haziran 30, İstanbul
250 okunma

05 Temmuz 2009, 20:22 tarihinde.
Sevgili Taner; İsmet Özel yamularak bir karikatür haline geldiği için ona hep gülüyorum sadece…Ozan İhsaniyi dinlerken mektubunu lise yıllarımda diken diken olurdu saçlarım…Ağlamaklı olurdum duygu yoğunluğundan…Anısı önünde saygıyla eğiliyor senin de emeğine sağlık diliyor sevgiler yolluyorum can dostum…