intihar ikliminin payitahtı
Cafer Demirtaş
Karanlıktan bir ses…
Sessizliğin sesi sanki
İnsanlar toplanıyorlar, balkonlara, pencerelere…
Sokakta birikiyorlar.
Sanki karanlık yırtılacak,
ses ortaya çıkacak.
Bekliyorlar, ne gelen ne giden…
Öylesine yalnız bir gündü işte.
Şehirlerarası yollarda,
Uçsuz bucaksız tarlalarda,
Bir başında duran ahlat ağaçları gibi…
Ne seninle oturduğumuz evimiz ne de sesinin yankısı kaldı kulaklarımda, biliyor musun? saçlarımda beyazlar bile çıktı, koca dünya sanki sırtımda, çocukluğumda kalmadı, sabahın kör vakitlerinde başlayıp bir ananın çığlığıyla bölünen oyunlarımda…
İstanbul’da sıcak bir yaz günü.. Yaşar Kemal, romanlarında bir “sarı sıcak”tan söz eder ya.. İstanbul’un sıcağı da “gri sıcak” oluyor. Yağmurda yıkanmaya hasret taş yığınları gri… trafikte eksoz dumanında kaplumbağa adımlarıyla ilerleyen taşıtlar gri… gökyüzünün mavisini çalıp, zimmetlerine geçiren ”haramiler”in bize bıraktıkları gökyüzü gri… göğün altındaki Marmara gri… çocuk işçilerin sanayi yağına bulanmış elleri, yüzleri… giysileri gri.. inşaatların kıyısında kalmış, tozdan topraktan gözenekleri tıkanmış ağaçların yaprakları gri..
Kısa süren yarışma serüvenimizde bazı sevgideğerler, dostlar soframızla ilgili görüşlerini dile getirmişlerdi; küçük işler’i yarışmadan çekerken bu değerli yorumları orada bırakamazdım. Her satır.. her sözcük bir düşün emeğidir. Bu yürekten paylaşımı, bu emeği, küçük işler’den küçük bir anı alarak bu sayfada saklamak, içimden gelen bir şey…
Şimdi düşünüyorum da.. güzel bir sofra kurmuşuz.. Biz.. hepimiz..İyi ki varız..
Sevgi ve saygımla.. (ZA)
Sahiplenmek mi? Emek vermek mi?
Yeni doğan bir bebeği gerçekten bizim olduğu için mi, doğduğu andan itibaren seviyoruz? Bağrımıza basıyoruz. Canım diyoruz.