sabahattin ali
Zelin Artuğ
(…) Siz sevemezsiniz adaşım, siz şehirde yaşayanlar ve köyde yaşayanlar; birisine itaat eden, birisine emredenler; siz birbirinden korkan ve birbirini tehdit edenler… Siz sevemezsiniz. Sevmeyi yalnız bizler biliriz… Bizler: Batı rüzgârı kadar serbest dolaşan ve kendinden başka Allah tanımayan biz çingeneler.’
(Sabahattin Ali’nin Değirmen adlı öyküsünden)
“(…)1907’de doğan, 1930’lu yıllarda edebiyata başlayan, 1940’lı yılların karanlığında öyküleri, romanları, şiirleri, köşe yazıları ve çıkardığı gazetelerle, dergilerle demokratik muhalefetin öncü yazarı olarak bayraklaşan ve edebiyatımızın temel taşlarından biri olan Sabahattin Ali’nin öldürülmesinin arkasındaki sis perdesi hâlâ aralanmış değil.
1948’in Mayıs başlarında Kırklareli’nin Üsküp-Sazara yöresindeki ormanlarda cesedi bulunan Sabahattin Ali susmayan bir kalemdi. Öykü kitapları vardı: Değirmen, Ses, Yeni Dünya, Sırça Köşk. Romanları vardı: İçimizdeki Şeytan, Kuyucaklı Yusuf, Kürk Mantolu Madonna. Şiirleri vardı: Dağlar ve Rüzgâr. Oyunu vardı: Esirler. Düzyazıları vardı: Marko Paşa Yazıları ve Ötekiler (hazırlayan Hikmet Altınkaynak). Mektupları vardı: İki Gözüm Ayşe/ Sabahattin Ali’nin Özel Mektupları (hazırlayan Ayşe Sıtkı-Doğan Akın). Çakıcı’nın İlk Kurşunu vardı: Öyküler, şiirler, yazılar, desenler… Belgeler vardı: Mahkemelerde (hazırlayanlar Nüket Esen-Nezihe Seyhan). Aziz Nesin, Rıfat Ilgaz, Mim Uykusuz’la birlikte çıkardıkları ve 1940’lı yılların sonunda tek parti diktatörlüğünün onca baskısına karşı Marko Paşa, Merhum Paşa, Malum Paşa, Ali Baba dergileriyle direnen Sabahattin Ali, örnek aydınlardan biri olarak toplumsal savaşımdaki yerini alan bir yazarımızdı.
O, öykü, roman ve yazılarıyla Anadolu’nun ezilen insanlarını edebiyata sokmuştu. İkinci Dünya Savaşı koşullarında yükselen faşist ideolojiyle hesaplaşmış, diktatörlük yönetimlerine karşı çıkmıştı. Direnen, sıradan bir insanı roman kahramanı yaparak ölümsüzleştirmişti. “Aldırma Gönül Aldırma”,“Benim Meskenim Dağlardır”, “Çocuklar Gibi”, “Melankoli” gibi şiirleri bestelenerek dillerden düşmeyen bir yazardı; “Göklerde kartal gibiyken kanatlarından vurulan/ Mor çiçekli dal gibiyken bahar vaktinde kırılan” bir canıydı yurdumuzun.
Aziz Nesin, Rıfat Ilgaz, Mim Uykusuz’la birlikte çıkardıkları ve 1940’lı yılların sonunda tek parti diktatörlüğünün onca baskısına karşı Marko Paşa, Merhum Paşa, Malum Paşa, Ali Baba dergileriyle direnen Sabahattin Ali, örnek aydınlardan biri olarak toplumsal savaşımdaki yerini alan bir yazarımızdı. O, öykü, roman ve yazılarıyla Anadolu’nun ezilen insanlarını edebiyata sokmuştu. İkinci Dünya Savaşı koşullarında yükselen faşist ideolojiyle hesaplaşmış, diktatörlük yönetimlerine karşı çıkmıştı. Direnen, sıradan bir insanı roman kahramanı yaparak ölümsüzleştirmişti. “Aldırma Gönül Aldırma“, “Benim Meskenim Dağlardır“, “Çocuklar Gibi“, “Melankoli“ gibi şiirleri bestelenerek dillerden düşmeyen bir yazardı; “Göklerde kartal gibiyken kanatlarından vurulan/ Mor çiçekli dal gibiyken bahar vaktinde kırılan“ bir canıydı yurdumuzun.
Şiirleri, öyküleri, romanları, mektupları, makaleleri, dergileri, gazeteleri, çevirileriyle bir edebiyat ustasıydı. Ülkesinin yöneticileri sahiplenmemişti bu genç ustayı. Okul programlarına, ders kitaplarına almamış, söküp atmak istemişlerdi belleklerden, edebiyat bahçemizden; korku dağları yaratmışlardı adının üzerinde. Çünkü o, yurdunu gerçekten seviyordu ve yurdu, gerçekten sevmeyenler yönetiyordu. Çünkü karanlık, aydınlığa hep saldırmıştı ülkemizde ve Sabahattin Ali Türkiye’nin aydınlığının direngen bir umuduydu. Umudun düşmanıydı onu yok etmek isteyenler ve korku dağlarını hep beslemişler, büyütmüşlerdi Sabahattin Ali’nin soluk aldığı her parçasında yurdun. (…)”
Öner Yağcı
Aldırma Gönül-Selda
(sürecek)
530 okunma



19 Nisan 2009, 00:20 tarihinde.
Aydınlığa koşan insanların kaderi, nedense aydınlatıl(a)mamış ölümler oluyor. 60 yıl geçmiş aradan. Sabahattin Ali’yi yok ettiğini sanan zihniyete inat, yazarın eserleri ölümsüzleşiyor. Ne zaman Sabahattin Ali’yi ansam; hafif bir sızı isterim / ağrılar, sancılar gelir…Işıklar içinde uyusun…
19 Nisan 2009, 00:59 tarihinde.
Sevgideğer Tülin, Sabahattin Ali’yi ve nice değeri yok ettiğini sanan zihniyet, Köy Enstitülerini de yok edip, öğretmen yetiştiren okullarda Ahmet Kabaklı’nın kitaplarını okuttu. Çok iyi anımsıyorum, son elli yılın edebiyatı yer almıyordu o kitaplarda. Şimdiki Türkçe kitapları daha da içler acısı.. Yöneticiler birilerinin kasasını doldururken, bütün bir ülkenin gençliğinin kafasını boşaltan kitaplar yayınlıyorlar. Bu kadar laf söyleniyor, hiç de alınmıyorlar üstlerine. Sırf gerici politikalarını uygulasınlar diye, koskoca birkaç kuşak güme gitti! Sancı… çok büyük ve toplumsal, can arkadaşım.