Anasayfa Anasayfa

Gençliğin senindir


Hakan Şahin

a_childhoodTahmin ettiğiniz gibi, bir zamanlar ben de sizin gibi 15 yaşındaydım. O yaştaki günlerimin birinde evde salondayım; annemin çeşitli ev tekstili malzemelerini içine doldurduğu kanepeye uzanmışım. Bu enstantaneyi hiç unutamam. Yılların bana neler getireceğini uzun uzadıya tahmin etmeye çalıştığım o anda, her türlü alternatiflerin yaşamın içinde var olduğunu, acı veya tatlı anların olabileceğini biliyordum. Hatta, hiç yaşayamama riskinin olasılıklar içinde olduğunun da farkındaydım. Yaşamım, gelecekte bir noktada aniden bitebilirdi ancak bunu göz ardı etmek, geçiştirmek zorundaydım. Hala da öyle!

15 yaşındayken, 18 yaşını nedense bir dönüm noktası olarak kabul etmişim. Ama 18 yaş bana uzak geliyordu. 3 yıl gibi uzun mu uzun, devasa yılların geçmesi gerekiyordu. Bekleye durayım, o yaştayken, 30 yaşında birinin benim için ne ifade ettiğini de anımsıyorum. Kocaman olmuşlar, yaşlanmışlar ve ömürleri azalmış. Onların bu hallerini gözlemlerken, kendimi oldukça şanslı buluyor, o kişilerin yaşlarına gelebilmem için bir ömürden daha uzun yılların geçmesi gerektiğini düşünüyordum. Ne de olsa onların yaşları benim yaşımın 2 katıydı. “Amca” veya “teyze” diye sıfatlandıracağım o yaş grubunun, aslında kendi yaşamlarını daha yeni  yeni şekillendirdiğini ancak o yaşa ulaştığımda anlayabilmiştim.

Bu durumda, dışımda bulunan, oralarda bir yerlerde yaşamını sürdüren öteki kişilerin kendi benliklerinde duyumsadıkları, kendi içlerinde yaşadıkları yaşlılık-gençlik kıstaslarını hiç sorgulamamış, merak bile etmemiş, hatta umursamamış bile olabilirim. Ardından onları, kendimce uydurduğum yöntemlerle yargılamış da olabilirim.

O yaş grubuna geldiğimde, içimde var olan benliğimin, 15 yaşındayken zaten var olduğunu, o yaşımdaki benliğimden pek de farklı olmadığını ayrımsadım. Zaman döngüsünün yıl çemberini durmaksızın çevirmesiyle, yavaş bir seyirde, çaktırmadan gelişen bu fark edişlilik, her yılın ardından güçlenerek çoğalmış, zaman geçtikçe perçinlenmiş, derinliklerimde duyumsayacağım garip bir duyguyla belirginleşmiştir

Bedenim yaşlanıyorken, yıllar boyu saçlarıma eklenen beyaz çentikler ile alnımda ve göz kenarlarımda açılan çizikler de bu ayrımsamayı değiştirememiştir. Hep aynı benimle kalmışımdır

Şu anın zamanında, 30 yaş grubu insanlarına baktığımda, vardığım sonuç ile, 15 yaşında düşündüğüm sonuç birbirleriyle tam bir zıtlık oluşturuyor. 15 yaşındayken, 30 yaş gurubu insanları için, “kocaman olmuşlar”, “yaşlanmışlar” ve “ömürleri azalmış” diyebiliyorken, şimdiki yaşımda, onlar, “yaşamlarına yeni başlamışlar” diyebiliyorum.

Işığı görüp çığlık attığımız, dünyaya gelişimizi ağlayarak sevinçle haber verdiğimiz o andan şu ana kadar geçen sürede, kendi derinliklerimizde bir yerlerde hissettiğimiz “benlik” duygusunun hiç mi hiç değişmediğini, o duyguyu “genç kalmanın çabası” olarak tanımladığımı, kendi var oluş mücadelemizi de bir güzel desteklediğini ve bu gücü asla göz ardı edemeyeceğimizi de biliyorum.

Bedenimiz bunu kabul etmese de “yaşlılık” diye tanımladığım kavram bir vazgeçmişlik duygusudur ve görecelidir. “Gençlik” olarak tanımladığım kavram ise hiç bir insanda azalmaz, yitmez ve asla yok olmaz. O, sadece yaşamın içinde bir yerde gizlenir, bırakılır ya da terk edilir.

Görsel: William-Adolphe Bouguereau (1825-1905) – A Childhood Idyll (1900)

386 okunma
1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (3 oy, ortalama: 5,00 / 5)
Loading ... Loading ...

“Gençliğin senindir” için 3 Yorum

  1. Zelin Artuğ diyor ki:

    Çocukken, Paul ve Virginie adında bir kitap okumuştum. (Bernardin de Saint-Pierre) Kitabın kapağında, yazındaki görsel tazında yapılmış bir çizme resim vardı. Onu anımsadım, şimdi. Yalnız, çocuklardan biri (Paul) erkek, öteki (Virginie) kız..
    Çocuk kafamda, kitapta bana ters gelen bir şeyler olduğunu düşünmüş ama bir türlü adını koyamamıştım. Şimdi düşünüyorum da belki gereğinden fazla abartıydı beni rahatsız eden.. Sen bu kitabı biliyor musun Hakan? Polyanna da öyle.. Çok abartılı bir iyimserlik.. Sanki kötüleri kötülüğe davet edermiş gibi.. Benim iyimserliğim, bütün dünyaya yeter, siz alçaklığa devam edin, dermiş gibi..:) Yeniden mi okumalı acaba? Yoksa zaman ayırmamalı mı? Bir kitapsever olarak sen ne dersin? Bu arada… Bu yazın çok şeker bir yazı. Düşündüren ve dinlendiren.. Saygılarım ve sevgilerimle..

  2. Hakan Şahin diyor ki:

    Zelin o kitabı okumadım. Meraklandırdın beni şimdi. Kitabı googla’da aradım, gördüm. Temin edip okurum ben bunu. Duygun da okur. Bir insan “kötü diye tanımlanan” gidişi düzeltebilme gücüne sahip ise o iş için iyimserliği içinde korkusuzca hissetmeli diye düşünüyorum. Bu anlamda iyimserlik gerekli bir duygudur ve ayrıca motivasyon kaynağı olabilir. Ancak, insan kötü diye tanımlanan gidişin varlığını olduğu gibi kabul ediyorsa ve buna iyimserlik gözüyle bakıyorsa, bu sadece kendini gerçeklere kapatmak anlamına gelir. Araya bir ayrım koyuyorum. Olanları sorgulayarak tüm ayrıntılarıyla değerlendirme gücü ile kazanılan iyimserliğin tadı güzeldir. Ancak kader gibi bir bakışla olanları olduğu gibi kabullendiren iyimserliği doğru bulmuyorum. Bu manada Polyanna’nın iyimserliği bana doğru gelmiyor.

  3. Hakan Şahin diyor ki:

    Ayrıca yazıma gelirsek: Yazımda gençlik adına aşırı iyimser bir bakış hissedilebilir. Bunu özellikle yaptım. Birincisi gençlik ve yaşlılık duygusunun bedensel yapıyla alakalı olmadığını düşünüyorum. Evet yaşlılıkta bedensel yapabilirlik kabiliyeti azalıyor. Çocukken sek sek oynayabiliyorduk ama yaş ilerlemişken sek sek oynamak pek de kolay olmuyor. Ancak uğraşlar da yaşa göre değişlik gösteriyor. İkincisi, vurgulamak istedğim, içsel dünyada hissedilmesi gereken olumlu duygulara ve o yaşın gerektirdiği uğraşlara yaşlılık nedeniyle yüz dönülmemisidir. 15 yaşında içimde “benimle” olan neyse, 40 yaşımda hala içimde “benimle” olan o; diğer yaşlarımda da öyle olacak.. Sadece belki aşırı yüklenmeden yorgun düşebilirim..

Yorum Yapın