Anasayfa Anasayfa

yağmur


Zelin Artuğ

Yağmur yağıyor. Önce bir iki damla düştü koluma, saçıma, burnuma.. Güneş, sessizce gri bulutların ardına çekildi. Oradan, izleyecek yağmuru. Saklansa da bulutların ardına, grinin kıyısından köşesinden pembe, ince ışıkları yansıyor yeryüzüne.. Grinin pembeyle buluşması da çok güzel oluyor hani. Az önceki ılık güz havasının yerini, yağmurun tatlı serinliği alıyor. Ürperiyorum.. Kollarım üşümüş biraz.

Yağmur hızını giderek artırıyor. İnsanlar da adımlarını hızlandırmış, bir an önce ıslanmayacakları bir yer bulma telaşına düşmüşler. Yol ayrımındaki ağaca dayanıyor, başımı ağacın dallarına kaldırıp, gözlerimi kapatıyorum. Burnuma, çeneme, dudaklarıma, kulaklarıma dalların arasından süzülen yağmur damlacıkları damlıyor. Bir iki dakika, “tabiat ana”nın şefkatli kollarına bırakıyorum kendimi. Çocukluğumda böyle yazardı kitaplarda: “Tabiat Ana!”

“Tabiat ana”mızı da alıp gideli hayli uzun zaman oldu. Gittik de ne oldu sanki ? Gidecek yerimiz mi vardı? Garip “Tabiat anacığımız”la birlikte, böyle ortalık yerde dolaşıp duruyoruz işte. Anamızı öyle bir ağlattılar ki, ağlaya ağlaya gözlerinde yaş kalmadı. Ne olduysa oldu, bugün eskileri anımsadı herhalde garibim. Bir ağlama tutturdu ki yürekler acısı.. Birazdan gürlemeye de başlayacak gibi!

Evet.. Gök gürültüleri geliyor uzaklardan. Kasaba çıkışında, ovanın bitimindeki ufuk çizgisinde, bütün görkemiyle görünen sıradağlar var.. O dağların arkasında art arda çimşekler çakıyor. Hemen ardından gümbür gümbür gök gürlemeleri.. Gök gürlemesinin sesi sanki bin parçaya ayrılıyor; bir konçertonun ezgilerine karışıyor. Vivaldi’nin “Mevsimler”i çalıyor beynimin içinde. Itzhak Perlman seslendiriyor konçertoyu. Her ikisini de ne çok severim bilsen!

Anacığımı.. yaşlı tabiat anacığımı da  takıp koluma, bir bardak sıcak çay bulabileceğim bir kafeterya bulmak üzere, kaldırımları arşınlıyorum. Yağmurun altında, sırılsıklam ıslanarak.. Hayatın hepimize bir parça attığı o sırılsıklam dayakları da düşünerek, yağmurun altında sırılsıklam yürüyorum.

“Tabiat anam” çok suskun kaldı, çok suskun bırakıldı.. Gürlüyor şimdi. Hem yağıyor, hem gürlüyor.

Pencere kıyısında tahta bir masa bulduk. Biri kitabını unutmuş masada. Açık pencereden giren serin ve yağmur esintili rüzgar, kitabın sayfalarını uçuşturuyor. Güleryüzlü bir garson bize sıcacık, dumanı tüten, demi tam kıvamında, buram buram kokusuyla taze çay getirdi. Gel hadi, sen de bir sandalye çek bizim masaya.. Yağmur tıpır  tıpır cama vururken, keyfimizce bir çay içelim şuracıkta.

-Hey garson! Bir çay daha getir bizim masaya. Hatta bir de sandalye çek, sen de gel masamıza. Hey patron! Bugün çaylar senden! Kalk o kasadan, garson arkadaşa da bir çay getir. Biz..hepimiz.. yağmurları özledik.

11.112 okunma
1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (21 oy, ortalama: 5,00 / 5)
Loading ... Loading ...

“yağmur” için 1 Yorum

  1. Şerife Mutlu diyor ki:

    Hey patron! Bir çay da bana, ben de ıslanayım bu muhabbetin yağmurunda, saatin ritmi, kitabın rüzgardaki sesine karışsın, çayı demini sevgiden alsın. Şehrin yağmurunda ıslanıp, bu odaya girmek ve yağmuru ordan izlemek müthiş güzeldi, yüreğine sevgiyle,sevgideğer.

Yorum Yapın