Anasayfa Anasayfa

Sayfa 1 / 11

Eylül 2008 için Arşiv

hiç uykum yok, bir masal daha!


Zelin Artuğ

SÜTÜMÜN HEPSİNİ İÇTİM, BİTİRDİM… Yazının tamamını okuyun »

yağmur iki gündür hiç dinmedi


Zelin Artuğ

İki gündür sürekli yağmur yağıyor. Toprak ne çok susamış yağmura. Hele köyde.. Bağ, bahçe, tarlalar bayram etti. Pencerenin önünden ayrılmıyorum desem yeridir. Köyde yağmurun tadı da bir başka oluyor. Karşıda görünen koyun ağılı. Hani Silifkeli’nin aslı yok tarlasında bin beş yüz koyunu vardı ya, benim de aslı yok köyünde beş tanecik koyunum var işte. Sütünden peynir, yoğurt yaparım, belki baharda tüylerini de kırkarım kışlık kazak örmek, yatak yorgan yapmak için, kimbilir? Yazının tamamını okuyun »

yağ.. yağ.. yağmur


Zelin Artuğ

“Yağ yağ yağmur…teknede hamur…tarlada çamur…” Böyle bir tekerleme söylenirdi benim çocukluğumda.  Soğuk sonbahar günlerinde, hafta sonu tatillerinde annem hamur yoğursun, şekilli kurabiyeler yapsın, fırından çıkardığı mis kokulu, sıcacık kurabiyeleri bir tabağa koysun isterdim.

Kurabiye tabağını kucağıma alıp pencerinin önüne oturmak ne büyük bir zevkti. Dışarısı soğuk, içerisi sıcak…Dışarısı çamurlu, içerisi kuru.. İçerisi kurabiye kokuyor. Sobanın üzerinde fokurdayan çaydanlık.. İçeride saatin tik takları, dışarıda yağmurun çisiltisi.. Yazının tamamını okuyun »

yağmur


Zelin Artuğ

Yağmur yağıyor. Önce bir iki damla düştü koluma, saçıma, burnuma.. Güneş, sessizce gri bulutların ardına çekildi. Oradan, izleyecek yağmuru. Saklansa da bulutların ardına, grinin kıyısından köşesinden pembe, ince ışıkları yansıyor yeryüzüne.. Grinin pembeyle buluşması da çok güzel oluyor hani. Az önceki ılık güz havasının yerini, yağmurun tatlı serinliği alıyor. Ürperiyorum.. Kollarım üşümüş biraz. Yazının tamamını okuyun »

bu kapının arkasında inek mi var ?


Zelin Artuğ

Babam eve renkli, resimli bir kitap getirdi. İnek arkadaşlarım, kedi, köpek, tavuk arkadaşlarım, ördek ve civciv arkadaşlarım var kitapta.  Bu kitabın sayfalarını çevirmeye bayılıyorum. En çok sevdiğim de Aynalı inek. Ona Aynalı inek adını annem taktı. Çocukken annesiyle babası onu akraba ziyaretine götürmüşler. Yakınlarda bir orman varmış. Ormanda gezmeye çıkmışlar annemi de alıp. Bir kulübe görmüş annem. İçeriden “moo..” diye bir ses gelmiş. Sonra kulübenin penceresinden sevimli bir inek uzatmış başını. “Aaa bak, ne güzel inek! Başında da beyaz tüyleri var..” demişler. “Sakar inek..” demiş babası.

Tam o sırada, kucağında bir demet otla ineğin sahibesi gelmiş. Başında yaşmağı, ayağında şalvarıyla bir köylü kadın.. “Hoş geldiniz, Aynalı’yı görmeye mi geldiniz?” diye sormuş. İşte o zaman öğrenmişler ineğin adının “Aynalı” olduğunu. Yazının tamamını okuyun »

bebek


Zelin Artuğ

Benim adım Bebek. Bir bebek için en güzel adın bu olduğunu düşünüyorum. İyi ki adımı Bebek koymuşlar.  Bugün beni yıkadılar küvetimde. Biliyorsunuz, bebekler için plastik küvetler satılıyor artık.! Su sıçrattım, çığlık attım yıkanırken. Çok eğlendim. Bir ara kafama biraz sıcak su döktüler galiba. Kabak kafam yandı biraz. Ağladım. Ben ağlayınca annem dayanamadı, beni tombiş yanaklarımdan öptü. Suyu biraz daha ılıştırdı. Bu sefer de çok mu soğudu su ne, ürperdim. Ürperince bacaklarımı gerip, ellerimle denge sağlamaya çalışırım. Ne yapayım, küçücük bir dengesizlikte yerlere yuvarlanırım. Çoğunlukla da kabak kafam bir yerlere çarpar.

Yazının tamamını okuyun »

masal evi


Zelin Artuğ

 İnsanlar pek severler böyle tabloları. Topluluğa açık yerlerde, özellikle de restoran ve kafelerde, ya da büyük yapı marketlerin yağlıboya tablo satılan bölümlerde bu türden tablolara sıkça rastlarız.

Ben, başımı çevirip pek bakmam bu tablolara. Ne bakacağım…? Al birini vur ötekine. Hepsi de birbirinin aynı neredeyse. Pamuk Prenses ve yedi cücelerin evi! Uzaklarda çamlıbeller, şırıl da şırıl akan bir derecik ve romantik bir ortaçağ köprüsü. Yazının tamamını okuyun »