Temmuz 2008 için Arşiv
Zelin Artuğ
İki günden beri neler çektiğimi anlatamam. ‘Küçük İşler’ Hidalgo’dan indi, kağnıya bindi. Öküzleri çekerim,
ayak direrler… kağnının tekerleri çamura saplanır… Kan ter içindeyim, göğsümde ağrı… elinden oyuncağı alınmış çocuk gibi, elinden şişesi alınıp taşa çalınan ayyaş gibi, arabada hastaneye yetiştirilecek hastası olup da trafiğe takılan sürücü gibi, daha kimbilir kimler gibi bir haller oldu bana. ‘Yol arkadaşım’ yarın sınava girecek. Ama işin sırrını çözse çözse o çözer ! Ne berbat bir durum değil mi ? Tam bir gerilim filmi ! Adam gökdelenin çatı katında kötü adamlarla dalaşıyor. Kötü adamlar bunu aşağıya atıyorlar, ama bizimki çatıya tutunuyor. Aşağıya bakıyor. Abooow ! Caddede arabalar , insanlar karınca gibi ufacık… Tam da arkadaşı bunu elinden tutup yukarıya çekecekken kötü adamlar gelip arkadaşını kıskıvrak yakalıyorlar. Neyse…
Yazının tamamını okuyun »
Kategori: ebrulî, fıstıkî, gümüşî, limonî | Yorum Yok »
Zelin Artuğ

“Yabancı”yı ilk kez yirmili yaşlarda okumuştum. Yaratısız bir başkaldırma duygusu uyanmıştı içimde. Sıradan bir genç insan tepkisi… Bilinçsiz duyguların kör bir karanlıktan ne farkı var ? Gençliğin renkleri ne denli parlak olursa olsun, gençliğin kendisi bir kör karanlık değil mi ? Albert Camus’nün yabancısı da sokaktan geçen yüzlerce yabancıdan biriydi. Yıllar sonra, aynı yabancı bir kez daha çaldı kapımı. Uzun uzun anlattı. Soluk almadan dinledim.
Kitabı rafa kaldırırken o , ardına bile bakmadan çoktan yola koyulmuş, birbirine yabancı insanların arasına karışıp, gözden yitmişti bile. Kulağımda, giderken fısıldadığı belli belirsiz sesi kalmıştı: “Hoşçakal yabancı.”
Yazının tamamını okuyun »
Kategori: ebrulî, kurşunî, limonî, zifirî | Yorum Yok »
Zelin Artuğ
Uğur Kökden’in denemeleri , çoğu kez çetin bir yolculuktur okur için. Denemeleri okurken tıpkı bir senfoni dinler gibi uyumlu sesler alırsınız. Denemelerin yazarı, çağının tanığı değil, “sanığı” gibi davranma yürekliliğini göstermiş. Okur da aynı duyarlılıkla tanıklık edince çağına, umudun fısıltısı giderek çok sesliliğe, bir senfoniye dönüşüyor.
Denemeler -belki de rastlantıdır – Kafka ile başlayıp, Kafka ile bitmiş. Kafka ile benzerliği var yazarın. O da Kafka gibi, “yargılanan ve izleyen biri” günümüz dünyasında. Ülke insanının nabzını bütün dünya ülkelerinin halklarının nabzıyla birlikte yakalayan bir “sanık doktor.” İzlenirken bile izleyen bir halk adamı…
Yazının tamamını okuyun »
Kategori: ebrulî, kurşunî, kızıl, şarabî | Yorum Yok »
Zelin Artuğ
Eski sandıkları karıştırmak, anılara doğru şöyle bir yolculuk yapmak güzeldir. O tavan aralı eski evler yok
artık! Yine de dolaplar var eski anıların tıkıştırıldığı… Dolapların içinde karton kutular var. Kutularda eski dergiler, eski yazıların yer aldığı eski dosyalar var. Tıpkı sahaf dükkanları gibi kokan dolap rafları… Sararmış, kıyısından köşesinden yırtılmış dergiler… Onları buldum bugün. Nedense o yırtılmış dergilerin kıyısında köşesinde kalmış yazılarımın bazılarını bloğuma taşımak geldi içimden. Eski bir pikapta eski bir 45′liği dostlarına dinletmek gibi bir duygu ile… Düşünsenize, eski bir plak dönüyor, bir 45′lik… Sizi alıp uzaklara, çocukluk, ilk gençlik aşkınıza götürüyor. Ne oluyor götürüyor da ? Ne geçiyor elinize ? Treni kaçırmışsınız bir kere ! Olsun, yine de o şarkıyı dinlemekten tad alıyorsunuz değil mi ? O dergi yazıları da böyle bir duygu verir bana. İlk gençlik aşklarım onlar benim. Belli bir sıraya koymadım yazılarımı. Rastgele seçtim. İlkin 1988 yılında Varlık Dergisi’nde yayımlanan bir yazı: önce insan olmak (Sayı:966/s:4)
Yazının tamamını okuyun »
Kategori: ebrulî, gümüşî, kızıl, şarabî | 1 Yorum »
Zelin Artuğ
1847-1912 yılları arasında yaşamış edebiyatın hiciv ustası Şair Eşref’i, ayrıca Neyzen Tevfik’in de hocası olarak tanıyoruz. Muzaffer arkadaşım Neyzen’le ilgili yazımı okumuş blogda. Neyzen, ona doğal olarak Şair Eşref’i çağrıştırmış tabi. ” (…) İkinci Meşrutiyet’le ilgili bir eleştirisiydi, sanırım…” diyor.
Yazının tamamını okuyun »
Kategori: ebrulî, gümüşî, kurşunî, kızıl, şarabî | Yorum Yok »
Zelin Artuğ
Yıl 1988. Çeşitli edebiyat dergilerine aboneyim. Postadan dergilerimi aldığımda bambaşka bir dünyanın kapıları açılıyor; yazın dünyasının birbirinden renkli , birbirinden güzel sokaklarında uzun yürüyüşlere çıkıyorum. Bu gezilerde sık sık bir güzel insana, damarlarından insan sevgisi akan bir ihtiyar delikanlıya, Vedat Günyol hocama rastlıyorum. Okudukça öyle yakınımdan geçiyor ki, iki adım daha atsam yetişeceğim sanki. Ona ulaşmak hiç de zor değil. Büyüklüğü de buradan geliyor zaten. O, tam bir halk adamı, halkın aydını.
Yazının tamamını okuyun »
Kategori: ebrulî, kızıl, şarabî | Yorum Yok »
Zelin Artuğ
Kendine dolap yaptı. Hem de mavi. Üstelik, bir de kilit taktı kapısına. Kimbilir ne ilginç şeyler koyacak dolabın içine. Ben göremeyeceğim tabi. Gökhan abim ne zamandır bu dolabı hayal ediyordu. Muhtemelen dün akşam o yüzden girdi tuvalete ve bir saat çıkmadı dışarı. Çünkü tuvalette kimsenin kendisini rahatsız etmediğini, tuvaletin çok özgür bir ortam olduğunu ve orada en hayatî projelerini düşünebildiğini söylemişti bir keresinde. Bu kez de öyle oldu sanırım. O mavi dolabın ilk tasarımı, ardından da projesi tuvalette şekillendi. Yazının tamamını okuyun »
Kategori: ebrulî, fıstıkî, gümüşî | 2 Yorum »
Zelin Artuğ
Bir devadır dedin zehir tattırdın
Gençliğin okunu boşa attırdın
Körlerin yurdunda ayna sattırdın
Çıkmaz sokaklara daldırdın felek
Uyuşmadı gönlüm mert ile zenle
Ne bir iş bilenle, ne boş gezenle
Hicran köşesinde bozuk düzenle
Neyzen’e her telden çaldırdın felek
Neyzen Tevfik
Neyzen’e sormuşlar: “Üstad, çalarken mi neşelenirsin, yoksa neşeli olduğun zamanlarda mı çalarsın ?” O sıralarda Maliye Bakanı hakkında yolsuzluk dedikoduları dolaşıyormuş ortada. Neyzen soruyu şöyle yanıtlamış: “Maliye Vekili değilim ki çalarken zevk alayım.” Yazının tamamını okuyun »
Kategori: ebrulî, kurşunî, şarabî | 8 Yorum »
Zelin Artuğ
Fotoğrafta görünenler, suda yüzen tepsiler değil. Singapur’daki bir botanik bahçesinde bulunan yapraklar. Bunların üzerinde beş yaşındaki bir çocuk batmadan durabilirmiş. Şimdi çocuk olmak vardı. Bu yapraklara binip Alice’in harikalar ülkesine doğru yola çıkmak… Bu fotofrafı bir başka dev yapraklı bitkiyi ararken buldum. Tharıkof adında bir bitkiyi arıyordum nette, bu tepsi görünümlü yapraklar çıktı karşıma. Muzaffer arkadaşımdan duydum o bitkinin adını. “Çerkes söylencelerinde Tharıkof Ane diye bir deyim geçer, ne olduğunu bilmez, merak ederdim…” diye anlattı.
Yazının tamamını okuyun »
Kategori: ebrulî, gümüşî, kurşunî | 1 Yorum »