Anasayfa Anasayfa

lale devri çocukları


Zelin Artuğ

 

çok geç kalmışız canım

vakit bu vakit değil

eski radyolar gibi

çatıya saklanmış aşk

Kahramanmaraş… Yıl 1974. Henüz Kahramanmaraş’ta sokaklar kan gölüne dönmemiş. Ama ufak tefek kıpırtılar var. Gurbet yolcusu gencecik bir avuç insandık. Hani delikanlı derler ya, öylesine deli akıyordu kanımız damarlarımızdan. Okul yeni bitmişti ama bizler nedense okullu gençler gibi davranmaya devam ediyorduk. Gezmek için, Gaziantep’e, İskenderun’a gitmek müthiş keyif veriyordu bize. Mademki Paris’e gidemiyorduk, bizim de yolculuk anılarımız olsundu:) Yine de attığımız her adımın hesabını verecek olmanın dayanılmaz baskılarını duyuyorduk içimizde. Oysa ne kadar da masumduk. Elektrik ocağında yaptığımız menemenlerin tadı bir başkaydı; çünkü ağzımızın tadı bozulmamıştı daha. Tam da lale devrinin, lale devrindeki çocuklarıydık biz. Yukarıdaki fotoğraf, o devrin kaplan bakışlı kızı Ayşegül’e ait. Yemyeşil gözleri, gururlu tavrıyla spor salonlarının prensesiydi o. Aydın Çöl adında bir gençle nişanlıydı. Evlendiler. Şimdi boyları kadar iki kızları var. İstanbul’da oturuyorlar. Yazları, Ege sahillerinde ikinci baharlarını yaşıyorlar. Ortadaki de Nevhis’in fotoğrafı. Nevhis’le Ayşegül, pek güzel anlaşırlardı. Ben daha sonra katılmıştım bu ikiliye. Nevhis’le ben yabancı dilden de konuşuyorduk. O İngilizce , bense Fransızca. Ama üçümüz bir araya geldiğimizde Türkçe’nin de dışında bir dil konuşurduk. Gençliğin ortak dilini… Her tatsız olaydan gülünecek, avunacak bir şeyler çıkarırdık, mutsuzluk bize göre değildi. Oysa ülke çok karanlık günlerin eşiğindeydi. Kafamızın üzerinden vınlayarak geçen kurşunlar bile maytap eğlencesi  gibi geliyordu bize. Bir gün olup bitenlerin hiç de şaka olmadığını anladık. İnsanı öldürmeyen, ama bütün yaşamı boyunca belleğini sakat bırakan derin yaralar aldığımızda… Yalnızca aşk değildi eski radyolar gibi çatıya saklanan… Umutlarımızı, arzularımızı, heveslerimizi, kısaca gençliğimizi sakladık çatılara! Yitirdiklerimiz oldu, bizi yitirenler oldu; kimine yerindik, kimine sevindik. Bir dalga gelip geçmişe dair ne varsa alıp götürdü. Bu arada, şu en alttaki fotoğraf da bana ait. Yıllar sonra güneş yeniden açıp da sular çekildiğinde Ayşegül sayesinde bu üçlü birbirinden haber almaya başladı. Nevhis uzaklarda…Ege’de. Ayşegül ise kışları, bana yarım saatlik uzaklıkta oturuyor. Altı yıldır bunu ikimiz de biliyor, ama nedense bir türlü yüzyüze görüşme olanağını sağlayamıyoruz. Henüz vakit mi bu vakit değil, yoksa çok mu geç kalmışız bilmiyorum.

 

3.050 okunma
1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (25 oy, ortalama: 5,00 / 5)
Loading ... Loading ...

“lale devri çocukları” için 8 Yorum

  1. günelercanlı diyor ki:

    ben spor salonlarının prensesiyle 18 yıl çalışmanın gururunu iyiki yaşamışım hala ÇÖL lerin yokluğuna alışamadım yzınız beni gözyaşlarına boğdu ama yaşananların tekrarı yok hele bu gençlik yılları olunca bence bir an önce buluşun sevgiler

  2. ayşegül çöl diyor ki:

    lale devri çocuklarının kahramanlarından biri olarak yazını okuduğumda yoğun bir duygu seline kapıldım.konuşabilmek gibi yazabilmekte gerçekten gücün dışında.çatılara saklanan anılar sayende sobe dediler bize.lale devrini yaşarken biz sorumlu sorunsuz çocuklardık.ya muzur gülücükler ardına saklandık yada gardıroba…kimi zaman yaşımızdan olgun olduk kimide okuttuklarımızdan daha çocuktuk.(gün gelir unuturmuş insan en sevdiği hatıraları bile) demiş şair demişde yanlış söylemiş unutmuyormuş,unutamıyormuş bir gün senin gibi can bir dost çatıdan indiriveriyormuş güzellikleri yıllar sonra çeyiz sandığını açıp onları severek koklayarak yıpranmalarından korkarak yerine yerleştirdim gençliğimizi.ve bu bizsek vede aklımıza koymuşsak gene bir araya geliriz yirmili değilde ellili yaşların çılgınlıgını yaşamak için

  3. nevhis bıyıklılar diyor ki:

    şu anda ağlıyor muyum yoksa gülüyormuyum,bilemiyorum..sadece gözlerimden ılık ılık birşeyler akıyor,gönlüm coşuyor,boğazıma birşeyler tıkılıyor..sözler yetersiz kalıyor..
    yaşamımda aldığım en güzel hediye diye düşünüyorum bu sevinç ,mutluluk dolu anı..
    bir yanımız hüzün..geldi geçti..
    diğer yanımız mutluluk,coşku..bundan sonraki yolumuz..
    DOST her an yanıbaşında olmayabilir..ama her an bir ALO luk,yada bir TIK lık mesafededir..
    yıllar kalın bir yorgan gibi anıların üzerini örtmüştü;onu aralamayı başardık..
    GELECEK GÜNLER yorgansız olsun artık..
    HEP BİRLİKTE GÜNEŞLİ GÜNLERE………..

  4. Aylin İLik EREN diyor ki:

    Ayşegülcüğüm yazıları okuyunca bende çok duygulandım.Yıllar gerçekten çok çabuk geçiyor.Ama önemli olan sağlıklı ve mutlu olmamız.Ve de arkadaşlıklarımızın bir ömür boyu sürmesi…

  5. Zelin Artuğ diyor ki:

    Biz belki de KARANFİL DEVRİ çocuklarıydık. Geçmişe döndüğümde, gözümün önüne hep karanfiller geliyor nedense… Bombalı saldırılarda ölen, sokaklarda güpegündüz vurulan aydınlar ve elleri kolları bağlı insanların yitirilenlere sunduğu karanfiller… Bizler, kuşlarına kurşun sıkılmış diyarların çocuklarıydık. Kuşlarına kurşun sıkılan bir gökyüzünün altında yaşıyorduk ve işimiz zordu!
    Sevgili Ayşegül, Sevgili Nevhis, bizler birbirimizin ilk arkadaşları değildik, son arkadaşları da olmadık. Ama, ilk kez kazandığımız ekmeği bölüşen arkadaşlardık. İlk ekmek kavgamızın yoldaşlarıydık. İşte bu yüzden, çok uzaklarda da olsak, aynı ezgiyi mırıldanıyoruz.

  6. ayşegül diyor ki:

    can arkadaşım lale devri çocukları yazını eklediğin müziği eşliğinde okumak bir başka keyif verdi duygulandırdı. Ne zamandır gözlerim duygu dolu ıslanmamıştı ıslanmakmı dedim hayır yaşlar süzülmemişti acep özlediğimiz anılarmı yoksa gençliğimizmi bilmiyorum ?

  7. Zelin Artuğ diyor ki:

    Biz genciz Ayşegül. Bunu sakın unutma. Ölene kadar da genç kalacağız. Çünkü, gençlik.. bir davranış biçimidir. Sen neden ağladın? Anıları özledin. Anıları özleyince ağlamak güzeldir be gülüm. Nesi kötü ki bu ağlamanın. Hadi Nevhis’i de bulup birlikte ağlayalım.. Başka bloglar da yazmalıyım ama siz de yardımcı olun canım.. Ya da en iyisi artık bi buluşup da yeni serüvenler yaratalım.. Oleeeeyyy. serüvenler yaratıyoruuuzzz..

  8. ihsan kutlu diyor ki:

    MARAŞ’ı YAZMANIN DAYANILMAZ ZEVKİ

    —-Uzun boylu, kıvırcık saçlı ve atletik vücudunu göstermekten haklı bir gurur duyan İstanbul’dan mezun Aydın’ın beden eğitimi öğretmeni olarak Gazi Ortaokulu’na gelmesini resim öğretmeni Malkara’lı Hasan Yaman’ın gelişi izledi; Metin ile Gazi Eğitim’den tanışıyorlardı, ancak Hasan’ın onunla özel bir dostluğu olmamıştı. Törensiz ve fazladan birbirlerini tanımak ihtiyacı duymaksızın dost oluverdiler. Metin’le onların arkadaşlıklarının Metin’in tüm çevresiyle dostluğa dönüşmesi de bir haftayı almadı: Tıpkı bir hafta içinde Şahin’in çevresinin Metin’in çevresine dönüşmesi gibi.
    Liseye atanan Akçadağ’lı Mustafa kardaş (kardaş, ilk hafta içinde soyadına dönüşmüştü dostları arasında) hiç konuşmamasıyla, ağzından tek söz çıkmamasıyla apayrı bir tip olarak belirmişti. Almanca öğretmeni Salih, Gazi Eğitim’in en popüler eğlence kaynağı olan insan, tarih beldesi Maraş’ın tarihine yepyeni sayfalar eklemek niyetinde olmamasına karşın, kendisini neler beklediğini hissedebiliyordu.
    Aydın, Maraş’ın tarihine adını yazdıran ilk insan oldu; yeni gelenler arasında: Bisiklet üzerinde ta Bahçelievler’den merkeze geldi, Kıbrıs meydanında şaşkın bakışlara aldırmadan ilerlemesini sürdürdü, belediye binasını bir tur attı ve yokuşa doğru “Yallah!” diyerek pedalı çevirmeye kararlı biçimde devam etti. Dar caddenin iki yanında yürüyenler, dükkânlardan çıkarak seyredenler, alkışlayanlar ve “yuh!” çekenler, “Kim bu, deli?” diye birbirine soranlar… genç kızları arasında O’na hayranlıkla -bu arada kıskançça- bakınanlar ve en çarpıcı olanı da, at arabasıyla geçerken kendisine değil bir başkasına yönelen ilgi karşısında ayağa kalkıp fötr şapkasını çıkarıp bisikletli genci selamlayan arabacı, herkes, Maraş’ın tarihinde ilk kez bisikletle Uzunoluk Caddesi’nin çıkıldığının ilk tanıklarıydı. Egale edileceği çok kuşkulu bir dünya rekoru sayılmaması için de ciddi hiçbir neden yoktu.
    Aydın, Hasan ve Metin birlikte ev arıyorlarken, Maraş’ta ev arama konusunda da bir rekor kırmış sayıldılar; tabii Salih’in sayesinde.
    “Öğretmenim, bekarım… evlenecek çağda kızınız ve bunun yanında kiraya vermeyi düşündüğünüz eviniz varsa tutmak istiyorum.”
    Salih’in bu bühtanı -O’nu Maraşlılar henüz tanımıyordu ve söylediklerinin hangisini doğru kabul edeceklerini pek bilemiyorlardı- karşısında üç arkadaş kiralık ev aramaktan vazgeçip ev arama işini başkalarının üzerine yıkmayı uygun gördüler.
    …………………………………………………….

Yorum Yapın