Anasayfa Anasayfa

Sayfa 1 / 8512345»...Son »

Hamamlıkızık’ta mevsim bahardı (4)


Zelin Artuğ

 

591b13819818c388f4ab80eb83f122c8

 

Cumartesileri öğleye kadar okula gidiyorlardı. Öğleden sonra tatildi. Yarım gün evi toparlayıp, köy meydanındaki bakkaldan ufak tefek alışverişlerini yapıyorlar, pazar gününü de çamaşır ve banyoya ayırıyorlardı.

O cumartesi öğleden sonra iki Nebahat, Gülümser ve Nuran iş bölümüyle temizliğe giriştiler. Mücella’yla Ayfer de siparişleri yazıp, köy meydanındaki bakkala gittiler. Önce oturdukları oda temizlendi. Yaşar, valizinden çıkardığı sofra örtüsünü yere serdi. Katı bir hamur yoğurdu. Bu arada Süheyl de getir götür işinde Yaşar’a yardım ediyor, bir yandan da okul dönüşü ev sahiplerine çarşıdan ısmarlayıp getirttikleri kıymayla mantı içi hazırlıyordu. Hamur dinlenip iç de hazır olunca Yaşar’la birlikte avuç içinde ufak ufak açtıkları hamura kıymalı içi doldurdular.

Yazının tamamını okuyun »

Hamamlıkızık’ta mevsim bahardı (3)


Zelin Artuğ

e5f61cd62e0bfda5ekremabimben

 

Sabah uyandıklarında gün ağarmaktaydı. Köy meydanındaki camiden gelen ezan sesi sabahın sessizliğinde yankılandı. Uludağ’dan esen serin hava köyü çepeçevre sarmış, sis evlerin çatılarından bahçe duvarlarına kadar inmişti. Yakınlarda bir horoz öttü.

Süheyl, yorganını sırtına dolayıp yattığı yerden pencereye uzandı, perdeyi aralayıp dışarıya baktı: “Sisten göz gözü görmüyor!” dedi. Nuran yorganını başına çekip mırıldandı: “Ne çabuk sabah oldu! Daha yeni yatmadık mı biz?”

Gülümser çoktan kalkmış, çaydanlığı ocağa koymuştu bile. İsteksizce kalktılar. Sırayla tuvalete gittiler, tahta lavaboda ellerini yüzlerini yıkadılar. Su buz gibiydi. Elleri yüzleri kıpkırmızı olmuş ama soğuk suyu suratlarına çarpınca canlanmışlardı.

Yazının tamamını okuyun »

Hamamlıkızık’ta mevsim bahardı (2)


Zelin Artuğ

 

 

Untitled-2

 

Hadiye Hanım evin kapısında durdu, arkasına dönüp gözleriyle kızları saydı. Bu arada Adil Bey kapıyı açmış, nazikçe yana çekilmiş, Hadiye Hanım’a eve girme önceliğini vermişti. Hadiye Hanım’dan sonra kızlar sırayla eve girerken Adil Bey ciddi bir yüz ifadesiyle bekledi.

Kızlar ellerindeki valizlerini, çantalarını, torbalarını sofaya, duvarın kıyısına bırakıp, Hadiye Hanım’ın arkasından oturma odasına girdiler. Ayakta, Hadiye Hanım’ın etrafında toplandılar.

Nasihatlerin ardı arkası kesilmiyordu. Nuran öğretmenlerini dinlerken kâh sağ ayağını, kâh sol ayağını ileri uzatıyor, böylece yorgunluğunu gidermeye çalışıyordu. Kızların yüz ifadeleri pür dikkat söylenenleri dinlermiş gibi gözükse de bazılarının gözleri odanın ufak penceresine ya da kapıya yakın duran kuzineye kayıyor, bazıları da bu odada çok eski yıllarda yaşamış olan köylüleri merak etmekten kendilerini alamıyordu.

 

Yazının tamamını okuyun »

Hamamlıkızık’ta mevsim bahardı (1)


Zelin Artuğ

ev1

 

Bahar dendiğinde çiçek kokuları doldurur dört bir yanı. Yol kıyılarında üstüne çiğ damlaları düşmüş mavi mineler, sarı kır çiçekleri, tarlalarda narin gelincikler salınır. Sanki karın kalkmasını bekliyormuş gibi körpe, yeşil gövdeleriyle papatyalar başlarını çıkarır çimenlerin arasından. Kuşlar gagalarında kıştan kalmış incecik kuru dallarla çevrede dört döner, kuluçkaya yatmak için kendilerine yuva yapacak güvenli bir yer ararlar. Ama yine de o bahar bir başka güzeldi.

 

Yazının tamamını okuyun »

Naime Kadın


Zelin Artuğ

Sevgideğer arkadaşım Mualla Özesen Demir’e…

 

 

 
naime

 

Naime kadın erkenden uyandı, damı süpürdü, inekleri sağdı.  Süt kovasını ocakta, sacayağı üzerindeki isli bakır kazana boşalttı, geceden kalan közü bir iki çırpıyla alevlendirdi, avluya, odun getirmeye gitti.

Odunların uzunları kalmıştı. Baltanın tersiyle ince odunlardan kırdı, bir kucak odunla eve girdi. Birkaç odunu özenle süt kazanının altına yerleştirdi. Sabahın serinliğinde ocağın alevi içini ısıttı. Çömeldiği yerden doğrulmadan başını çevirip sedirde uyuyan oğluna baktı.

İrfan hep böyle yüzükoyun, sere serpe yatardı. Böyle yatmaya asker ocağında alışmıştı. Arkadaşları sırt üstü yattığında çok horladığını söylediklerinden, kimseyi rahatsız etmemek için böyle yüzükoyun yatmaya alıştırmıştı kendini.  Deli yatardı İrfan. Anası, her sabah yorganını yerlerden toplardı.

Yazının tamamını okuyun »

Gök Donun Büzmesi (Nisanda Kar romanından…)


Leman TOGO

73419c21d09966127b52d56a41092d1f

 

Aşağı köyde düğün vardı. Düğün evinin dikişlerinin hepsini Feyza dikmişti. Okuntu olarak lokum getirmişlerdi. Buralarda kâğıt davetiye basılmaz, aileden birileri davet edilecek kişiye okuntu getirirdi. Kendilerine göre değerli bulduklarına bir kutu lokum ya da peşkir, yakın bulduklarına küçük su bardağı, diğer köylülere de birer kibrit kutusu gönderilirdi. Bu küçük hediyeler düğüne çağrı içindi.  Düğün sahipleri bunun karşılığına hediye beklemezlerdi. İsteyenler düğünde takabildikleri kadar para takarlardı. Bir köyde düğün olunca diğer köyler ve uzak mahalleler hepsi oraya giderlerdi. Delikanlılar kız bakmaya gelirlerdi düğüne. Kızlar, gelinler ve kadınlar, hepsi oynar, beğenilen kızın başından para çevrilir,  çalgıcıya verilirdi. Bir kıza para çevrilmişse çevirenin o kıza talip olduğu anlaşılırdı. Düğünün sonuna doğru meydanı delikanlılar alır,  üç beş kişi diz çökerek zeybek oynar, yan gözle beğendikleri kızların kendilerini seyredip seyretmediklerini kontrol ederlerdi.

 

Yazının tamamını okuyun »

Asude


Leman TOGO

 

 

e177ba56b76161a5ebb596aa58062e44

 

Naciye elindeki danteli öre öre mahalleye çıktı. Sabah işlerini üvey kızı Asude’ye bırakmıştı. Kış bahara dönmüş, kapı önleri şenlenmeye başlamıştı. Karşıdan gelen kara köpek Naciye’ye zıt zıt baktı. Naciye köpekten korkardı. Köpeğe yan bakarak ses çıkarmadan duvara doğru kayıp köpekten uzaklaştı. Köpek kadını korkuttuğunu anlamıştı. Yolun daha da ortasına giderek onu tedirgin etmeyi ister gibi gözleriyle Naciye’yi takip etti.  Sonra umursamaz bir havayla yoluna devam etti. Naciye derin bir soluk aldı. Arkasına dönüp bakmadı bile. Daha önce bu kara köpek yerden taş almaya çalışan bir çocuğun üstüne atlamış, çocuğu ağzından zor almışlardı.    Naciye cebindeki kukayı çıkardı, tığını kukaya sokarak danteliyle birlikte cebine koydu. İlerde Semiha’nın evi görünüyordu.  Tek katlı evin dört basamaklı merdiveninde şimdiden Şengül ile Vesile gelmişler, sohbete başlamışlardı bile. Naciye yaklaşırken hepsi başlarını ona çevirdiler.

 

Yazının tamamını okuyun »

Seyran Bacı


Leman TOGO

Seyran Bacı

 

Kars’ta 1975 yılında öğretmenlik yapıyorduk. Dünya tatlısı bir kızımız oldu. Doğum sonrası kırk iki gün iznim vardı. Acilen bir bebek bakıcısı bulmamız gerekiyordu. Okula başlamıştım ve yaz olduğu için bebeğimi yanımda okula götürüyor, pusetinin içinde bir köşede yatırıyordum. Müdür yardımcısıydım, okul müdürü ve diğer müdür yardımcıları askere alınmışlardı. Eşim de folklor yarışması kazanan öğrencilerimizi Fransa’daki yarışmaya götürmüştü. Okulda yalnızdım. Yatılı okul olduğu için atamalar duyurulacak, yeni kayıtlar için sınav hazırlığı yapılacak, iki yıllık eğitim enstitüsüne ön kayıtla öğrenci alınacaktı. Başımı kaşıyacak zamanım olmadığı halde yanımda bir buçuk aylık bebeğimle kalakalmıştım.

 

Yazının tamamını okuyun »

Galileo yüzünden bunlar!


Zelin Artuğ (Ü.Ö.G.)

eb8ed4d58b76e9b36c40d2bf321034ed

 

Yeni doğmuş bir bebeğin bakışları dikiz aynasından bakan dikkatli bir sürücünün bakışlarına benziyor. Onun bakışlarındaki keskinlik, hiçbir bilim adamının bakışlarında yok! Bazen yeni doğmuş bir bebeğin, dünyayı gözbebekleriyle içtiğini düşünüyorum. Nasıl ki doğar doğmaz hayata tutunmak için, derin bir yaşama güdüsüyle memeye sarılıyor, hayata karışabilmek için de gözbebekleriyle dünyayı, bütün görüntüleri, ışığı, renkleri, nesneleri içiyor.

Ölüm döşeğinde birinin bakışları da park etmekte olan bir aracın sönmek üzere olan farları gibi ölgün! Belki de her şeyi çok erken fark ediyoruz da yaşadıkça beynimiz bulanıyor, kafamız karışıyor! Yün çilesi gibi… Baştan yolunda giden hayat yumağı, çileyi tutanın ya da yumağı saranın beceriksizliği, bazen de dikkatsizliği yüzünden arap saçına dönüyor! Dolaşıklığı açmaya çalışmak zaman kaybı olunca da ipi koparıp, yeni bir yumak dolamaya başlıyoruz! Hayat böyle bir şey işte!

 

Yazının tamamını okuyun »

Sıradan bir gün


Zelin Artuğ (Ü.Ö.G.)

20160305143829

 

Sisli, puslu bir hava… Gökyüzünde kara bulutlar dolanıyordu. Sinsi bir rüzgâr evlerin çatılarında gezinip, bacalardan çıkan isli dumanı sağa sola savurmaktaydı. Köşe başındaki marketin yeşil beyaz tentesinin rüzgârdan yırtılmış parçası tente demirini tokatlayıp duruyordu. Bu aylarda güz yağmurları bir başladı mı kiremitlerin tozu inerdi aşağı, çatılar kızıla boyanırdı.

Ufaktan yağmur sepelemeye başladı. Marketin üst katındaki evin balkon demirine tünemiş, tünediği yerde üşüyüp dertop olmuş kumru, ağırlaşmış kanatlarını açarak dengesini sağladı; uçup karşıki evin bahçe duvarına kondu. Safiye, bıkmıştı kumru pisliği temizlemekten, ama evin bereketi kaçmasın diye kovmuyordu kuşları. Karşıki evin alt kat balkon kapısı açıldı, kırk beş, elli yaşlarındaki Zeliha çıktı, aceleyle çamaşırları topladı, içeri girdi. Odada televizyon açıktı. Siirt’te bir uzman çavuşla iki erin şehit düştüğü söyleniyordu haberlerde. Zeliha, çamaşır sepetini yere bıraktı, kumandayı aradı, bulamadı. Bulduğunda sunucu enflasyon rakamlarını okumaya başlamıştı. Televizyonun sesini yükseltmekten vazgeçti, kumandayı kanepenin üzerine attı, derin bir iç çekti, oturdu, çamaşırları katlamaya koyuldu.

Yazının tamamını okuyun »