Anasayfa Anasayfa

Sayfa 1 / 8312345»...Son »

çakma şövalye don quichotte’un maceraları


Zelin ARTUĞ

 

 

 

c3ea67acd4e94421079bd04055058fe8

 

Ortaçağda kendini şövalye sanan, yel değirmenleriyle savaşan, mahallenin delisi bir Donkişot vardı. Bugün herkese posta koyan, kendini bir şey sanan birileri bana onu hatırlatıyor!

***
At, bunu yakında atar sırtından! Yıllardır bunu taşımaktan dizlerinde derman kalmamış. Attı, atacak!…Yalaka Şanzo Panza olmasaydı, çoktan attıydı!…

Mahallenin delisi! Herkese posta koyuyor! Yel değirmenleriyle savaşıyor! Kendini soylu mu soylu bir şövalye sanıyor!

 

Yazının tamamını okuyun »

Veda


Leman TOGO

 

20bf7bbcda864a90e56696baf777d1cc

 Uyku tutmamış, uzun süre kitap okumuştu. Kaldığı sayfaya bir ayraç koyarak kitabı başucundaki komodinin üzerine koydu. Uykusu yoktu ama belki karanlıkta uykusu gelir diye başucundaki abajura uzanıp ışığı söndürdü. Sokak lambasının ışığı yavaş yavaş aydınlattı odayı. Dışarıda oldukça şiddetli yağmur yağıyordu. Bir süre sonra sokak lambasından gelen ışık karşı duvarda küçük bir sinema perdesi oluşturdu.

Rüzgâr da şiddetini iyice arttırdı. Lambayla pencerenin arasında kalan ağaçlar belli bir ritimle film perdesinde oraya buraya savruluyorlardı. Perdede hareketli bir fırtına sahnesi gösteriliyordu. Dallar sağa sola, yukarı aşağı savruluyor, daha hızlı gelen bir rüzgarla birbirine giriyor, ayrılıyor, tekrar tekrar dönüyordu.

Bu hareketli sahneyi seyrederek uyumayı denedi. Böylesine bir ivme onu nasıl da sakinleştirmiş, ta uzaklara götürmüş, dejavü yaşatmıştı.

Yaşamın kendisine kurduğu tuzaklarla çok uğraşmış, güçlenmişti. Ama bu tuzakları atlatırken o yenilen miydi, yoksa yenen mi? Galip geldiğini sandığında mağlubiyete boyun eğdiğini düşündü.

Bütün olayları lehine çevirmeye çalışmış ancak olaylar her defasında aleyhine sonuçlanmıştı. Kendi doğrusunu yaşayamıyordu hiçbir zaman. Onu engelleyen de kendisiydi. Direniyor, bir süre dayandıktan sonra yorulduğunda akışa teslim oluyordu. Bunun nedeni sevgisi miydi? Hayır, ondan eser kalmamıştı. Aslında yazgısı olduğunu düşünüp susuyor ya da susturuluyordu. Yaptıklarıyla yapmak istedikleri aynı değildi. Her zaman geri püskürtülmüş, çıkardığı tırnaklarını geri çekmek zorunda kalmış, ya da zorla çektirilmişti.

 

Yazının tamamını okuyun »

Seyran Bacı


Leman TOGO

muratkulcuoglu_DSC_0012

 

Kars’ta 1975 yılında öğretmenlik yapıyorduk. Dünya tatlısı bir kızımız oldu. Doğum sonrası kırk iki gün iznim vardı. Acilen bir bebek bakıcısı bulmamız gerekiyordu. Okula başlamıştım ve yaz olduğu için bebeğimi yanımda okula götürüyor, pusetinin içinde bir köşede yatırıyordum. Müdür yardımcısıydım ve okul müdürü ve diğer yardımcılar askere alınmışlardı. Okulda yalnızdım. Yatılı okul olduğu için atamalar duyurulacak, yeni kayıtlar için sınav hazırlığı yapılacak, iki yıllık eğitim enstitüsüne ön kayıtla öğrenci alınacaktı. Başımı kaşıyacak zamanım olmadığı halde yanımda bir buçuk aylık bebeğim de vardı.
Eşim yurt dışından döner dönmez bakıcı aramaya başladık. Tanıdığımız herkese bakıcı aradığımızı duyurduk. Hiçbir yerden ses çıkmıyordu. Çaresiz bekliyorduk.
Okulumuzun aşçısı Aziz bir gün:
“Hocam, köyden bir tanıdık geldi. Eskiden Ömer beylerde çalışmış. Benim aklıma siz geldiniz, çocuk bakar mısın diye sordum, bakarım dedi. İsterseniz bir görün.”
“Olur Aziz, sen onu bize getir bir görelim” dedi eşim.

 

Yazının tamamını okuyun »

SUÇ


Gökhan ÖZTÜRK

 

 

Suç bireysel bir eylemdir. Kişiler suç işlemek için herhangi bir örgüt oluşturmuş olsalar bile bunlar ayrı ayrı ele alınıp cezalarını birey olarak çekmelidir, tüm gruba ya da o grubu temsil ettiği düşünülen bir takım kitlelere ceza verilemez.

Devlet dediğimiz örgütlenme şekli, bu örgütün unsurları olan kendi halkına zulmetmemelidir. Yargı organının dahli olmadan bireylerin zarar gördüğü her eylemse zulümdür.

Yazının tamamını okuyun »

Nos plus beaux jours


Moha Souag

10252113_10152408942789516_1141388027643745551_n

Le Sahara, l’identité et l’africanité dans la littérature francophone du Sud-est: Moha Souag s’exprime


Moha SOUAG/Brahim el Guabli ابراهيم الكبلي

ScreenShot2013-04-30at11_13_15AM

Apr 30 2013

 

Moha Souag est un écrivain francophone qui a gagné une place prestigieuse dans le paysage littéraire francophone au Maroc grâce à sa persévérance, à l’abondance des ses écrits et à son style d’écriture innovant ; « polygraphe confirmé, il a touché/visité (tâté de) tous les genres littéraires, la poésie, la nouvelle, le roman, le conte. Il a obtenu des prix littéraires tels que le grand prix Atlas, le prix de la nouvelle octroyé par RFI. » Moha n’est pas uniquement une figure de proue de la littérature francophone, mais il fait partie de ces écrivains engagés dans les débats socio-économiques et culturels qui touchent au quotidien de leurs concitoyens. Originaire de l’ancien Ksar-es-souk, l’actuelle province d’Errachidia, Moha s’inspire de la rudesse de la vie oasienne pour produire une littérature qui fera justice aux délaissés, aux oubliés et à ceux qui ont besoin d’un porte-parole pour sublimer leur vie et l’immortaliser dans la littérature. Il se trouve que cette vie oasienne, désertique, aride, difficile et même épuisante trouve sa meilleure expression dans la langue de Molière, que Moha manie avec finesse. Nonobstant, la connaissance la plus fine de la langue ne suffit pas pour un écrivain d’une aussi grande stature que celle de Moha Souag. Au delà des connaissances linguistiques approfondies, il faut avoir du génie, être habité par l’angoisse littéraire et avoir la profonde conviction qu’on est sur le droit chemin, dans une société pour laquelle la littérature et la lecture sont les moindres des priorités. Le cas de Moha Souag nous enseigne qu’on n’est pas uniquement écrivain au Sud-est, on devient aussi l’intellectuel organique qui doit mener les combats quotidiens avec le peuple pour améliorer ses conditions de vie. Par la force des choses, Moha Souag est romancier, éducateur et intellectuel organique qui sert d’exemple aux nouvelles générations de sa région natale. Il descend du « château fortifié » de l’intellectuel pour assumer sa tâche auprès du petit peuple avec fierté et beaucoup de dignité.

L’année de la chienne, Iblis, Les années U, Des espoirs à vivre, Le grand départ, Les joueurs, Un barrage de sucre, Indiscrétion des cocottes et La femme du soldat, entre autres, indiquent la nature prolifique du romancier du pontage avec l’Afrique sub-saharienne et la littérature du désert. Cette œuvre littéraire qui s’étend sur trois décennies doit être une pièce charnière dans tout effort sérieux de compréhension de l’évolution de la société marocaine depuis les années 1970. Grâce à la diversité de ses expériences et sa mobilité au Maroc, sa littérature documente d’une manière anthropologique les changements vécus par cette société avec la précision du médecin légiste effectuant la meilleure des autopsies. Moha ne dénonce pourtant pas ; il « tisse » et laisse le visiteur de son monde de « tisserand » voir les couleurs de sa tapisserie et se créer les images qu’il aime voir dans le travail littéraire.

C’est de la partie du Maroc « inutile » longtemps absente de la liste des priorités des détenteurs du pouvoir décisionnel dans le royaume chérifien que vient Moha Souag. Comme la majorité des filles et des garçons de cette partie du Maroc, il fût obligé d’interrompre ses études universitaires à Rabat, faute de bourse, pour entamer une carrière dans l’enseignement de la langue française au collège dans sa région natale. L’histoire de Moha n’est pas unique ; dans chacun de nous, les enfants du Sud-est, habite un Moha embryonnaire qui se sacrifie sur l’autel de la nation pour subvenir aux besoins de sa famille et lui garantir une vie meilleure. Que Moha Souag quitte ses études pour revenir à Ksar-es-souk y enseigner le français au collège n’est pas un exploit. L’exploit demeure plutôt dans ce retour aux sources pour essayer à la fois de donner voix mais aussi d’ouvrir la voie aux habitants de ces contrées trop longtemps oubliées par les gouvernants. Ce retour aux origines marque la naissance du romancier du Sahara du sud-est du Maroc.

Quand je lis l’œuvre de Moha Souag, je ne cesse de le comparer au Toubkal, le plus haut sommet au Maroc. Une sommité littéraire qui mérite d’être davantage étudiée.

 

Yazının tamamını okuyun »

2 Aralık 2013




http://haber.sol.org.tr/soldakiler/tkp-her-aksam-8de-bulten-yayinliyor-haberi-83549

Köpekli köyde değneksiz dolaşmak


Bingöl GÖÇMEN

a (12)

Bir canlının yaşama kabiliyeti; yaşama olanaklarını elde edebilme kabiliyeti ile onları, aynı yaşama olanaklarına ihtiyaç duyan diğer canlıların yağmalama girişimlerinden koruyabilme kabiliyetinin toplamıdır.

Her yağmalama kabiliyeti, hedef canlıdaki yağmalatmama kabiliyeti ile birlikte gelişir. Bu kabiliyetlerin karşılaşmasında, üstünlüğün el değiştirmesi; yağmalamayı ortadan kaldırabileceği gibi, bazen de sadece yağmalamanın yönünü değiştirir.

Emekçi insan; yaşama olanaklarını elde edebilme bilgisini, becerisini sömürücü insana yağmalatmama konusunda başarısızdır. Bu sonuç; sömürücü insanın yağmalamak için, emekçi insanın ise yağmalatmamak için ortaya koyduğu somut güçlerle alakalıdır.

Sömürücülük; doğası gereği akıldışı, mantıkdışı, adaletdışı ilişkileri dayatır. Dolayısıyla sömürücü; sömürü ilişkilerinin sürdürülebilirliğini sağlamak için, sömürüye maruz kalan insanın bir şekilde bu olan bitene karşı çıkmamasını sağlamak; onu, akıldışılığın ve adaletdışılığın içindeki akılla ve adaletle idare etmeye razı etmek zorundadır.

 

Yazının tamamını okuyun »

Umut için senfoni dinliyorum


Zelin Artuğ

51MKGSWT18L__SL500_AA300_
Uğur Kökden’in denemeleri , çoğu kez çetin bir yolculuktur okur için. Denemeleri okurken tıpkı bir senfoni dinler gibi uyumlu sesler alırsınız. Denemelerin yazarı, çağının tanığı değil, “sanığı” gibi davranma yürekliliğini göstermiş. Okur da aynı duyarlılıkla tanıklık edince çağına, umudun fısıltısı giderek çok sesliliğe, bir senfoniye dönüşüyor.

Denemeler -belki de rastlantıdır – Kafka ile başlayıp, Kafka ile bitmiş. Kafka ile benzerliği var yazarın. O da Kafka gibi, “yargılanan ve izleyen biri” günümüz dünyasında. Ülke insanının nabzını bütün dünya ülkelerinin halklarının nabzıyla birlikte yakalayan bir “sanık doktor.” İzlenirken bile izleyen bir halk adamı…

 

 

Yazının tamamını okuyun »

Fazıl Say