Anasayfa Anasayfa

Sayfa 1 / 8512345»...Son »

TAYLAN


Zelin Artuğ (Ülkü Öztürk Göçmen)


Çocukluk arkadaşım Gevher ve sevgili oğlu “Yağmur Adam Taylan için…

Tuz gölü, beyaza çalar mavisiyle, çimen yeşili bozkırın ortasında kocaman bir leke gibi duruyordu. Gökyüzü, tam ufuk çizgisinde durgun göle kavuşmuş, gölle sarmaş dolaş olmuştu. Kıyılarda kum öylesine inceydi ki toprak demek daha uygun düşerdi. Göl kıyısını dalga dalga saran pembe kristal tuz tabakası, uçuk mavi gölün kıyısında, gölü çevreleyen bir fisto gibi dolanıyordu. Kıyılardaki kristal pembeliğe akşam güneşinin kızıllığı vuruyor, suyun kıyısında kızıl pembe ışıklar oynaşıyordu. Serin bir rüzgâr esiyordu kuzeyden güneye…

 

Yazının tamamını okuyun »

Öğle arası, siesta


Ülkü Öztürk Göçmen (Zelin Artuğ)

Sevgideğer Resim hocam İHSAN BİÇER’in emeklerine teşekkürlerimle…

Görsel: İhsan BİÇER

34133631_2082105958733274_305830628144709632_o

Güneş tam tepedeydi. Köyün serçeleri, kır kırlangıçları, sığırcıkları, kumruları öğle güneşinin kızdırdığı kiremitlere ayak basar basmaz havalanıyor, kavaklığın kıyısındaki gölgeli çite konuyordu. At sineklerinin vızıltısıyla çekirgelerin kavgacı ötüşleri kurbağaların yaygarasına karışıyordu sazlıkta. Uzak tarlalarda tiz kadın sesleri, çocuk sesleri yankılanıyordu. Köyün erkekleri ya dağda bayırda sığır peşindeydi, ya harman yerini düzenlemekle uğraşmaktaydı. Harman zamanı yaklaşmış, köylüleri bir telaş sarmıştı. Güzün sökülüp samanlığa kaldırılmış öküz arabaları yeniden kurulacak, delce* onarılacak, mazu denilen (dingil) kısımları iç yağıyla yağlanacaktı, Traktörü olmayanlar tarlaya, çayıra, oduna, ekine, gübreye, taşa, toprağa yine bu atadan görme öküz arabalarıyla gideceklerdi. Köyün gelinleri harman yerlerine, tarlalara, bostanlara çay tepsisi, azık taşımaktan, beşikteki bebelere süt verip, yayık çalkamaktan, hamur yoğurup ekmek yapmaktan, inek sağıp dam süpürmekten yorgun düşmüşlerdi.

 

Yazının tamamını okuyun »

Engelsiz


Ülkü Öztürk Göçmen (Z.A.)

Not: İnönü Üniversitesi Eğitim Fakültesi  Dekanlığı tarafından düzenlenen 4. Öğretmenin Öyküsü Yarışması sonucunda jürinin oluşturduğu seçkiye giren öykülerin toplandığı iki cilt kitabın 1. cilt kapak fotoğrafı aşağıdadır. Bu ciltte 15. sırada yer alan öyküm Engelsiz’i “Küçük İşler” okurlarıyla paylaşmaktan gurur duyuyorum. (Ü.Ö.G.)

kapak

Yıl 1987. Aylardan ağustos. Onun Boğaz’ı yüzerek geçmek için kırk kilometre ötedeki sahil kasabasında, Akçakoca’da kamp yaptığını duydum. Belediye Başkanı bu konuyla ilgilenmiş, onu çalıştıracak biriyle birlikte kampa yollamıştı. O gün gelinceye kadar sahilde gece çadırda kalacak, gündüz Karadeniz’in azgın dalgalarıyla boğuşarak kulaç atma ve nefes çalışmaları yapacaktı. Üç aylıkken çocuk felcine yakalanmış, yürümeyi hiç öğrenememiş, ayaklarının gücünü kollarına vermişti.

Yetmişli yıllarda tanıdım onu.  Orta sıralardan birinde sessizce oturur ders dinlerdi. Bir cümle çözümlemesi yaptırmak için tahtaya çağırdım bir gün. Eğildi, sıranın altından koltuk değneklerini aldı, değneklerine dayanarak tahtaya geldi. O gün gördüm engelli olduğunu. Tahtaya kalktığı için yüzü ışıl ışıldı. O günden sonra onu daha sık kaldırdım tahtaya.

 

Yazının tamamını okuyun »

Hamamlıkızık’ta mevsim bahardı (4)


Zelin Artuğ

 

591b13819818c388f4ab80eb83f122c8

 

Cumartesileri öğleye kadar okula gidiyorlardı. Öğleden sonra tatildi. Yarım gün evi toparlayıp, köy meydanındaki bakkaldan ufak tefek alışverişlerini yapıyorlar, pazar gününü de çamaşır ve banyoya ayırıyorlardı.

O cumartesi öğleden sonra iki Nebahat, Gülümser ve Nuran iş bölümüyle temizliğe giriştiler. Mücella’yla Ayfer de siparişleri yazıp, köy meydanındaki bakkala gittiler. Önce oturdukları oda temizlendi. Yaşar, valizinden çıkardığı sofra örtüsünü yere serdi. Katı bir hamur yoğurdu. Bu arada Süheyl de getir götür işinde Yaşar’a yardım ediyor, bir yandan da okul dönüşü ev sahiplerine çarşıdan ısmarlayıp getirttikleri kıymayla mantı içi hazırlıyordu. Hamur dinlenip iç de hazır olunca Yaşar’la birlikte avuç içinde ufak ufak açtıkları hamura kıymalı içi doldurdular.

Yazının tamamını okuyun »

Hamamlıkızık’ta mevsim bahardı (3)


Zelin Artuğ

e5f61cd62e0bfda5ekremabimben

 

Sabah uyandıklarında gün ağarmaktaydı. Köy meydanındaki camiden gelen ezan sesi sabahın sessizliğinde yankılandı. Uludağ’dan esen serin hava köyü çepeçevre sarmış, sis evlerin çatılarından bahçe duvarlarına kadar inmişti. Yakınlarda bir horoz öttü.

Süheyl, yorganını sırtına dolayıp yattığı yerden pencereye uzandı, perdeyi aralayıp dışarıya baktı: “Sisten göz gözü görmüyor!” dedi. Nuran yorganını başına çekip mırıldandı: “Ne çabuk sabah oldu! Daha yeni yatmadık mı biz?”

Gülümser çoktan kalkmış, çaydanlığı ocağa koymuştu bile. İsteksizce kalktılar. Sırayla tuvalete gittiler, tahta lavaboda ellerini yüzlerini yıkadılar. Su buz gibiydi. Elleri yüzleri kıpkırmızı olmuş ama soğuk suyu suratlarına çarpınca canlanmışlardı.

Yazının tamamını okuyun »

Hamamlıkızık’ta mevsim bahardı (2)


Zelin Artuğ

 

 

Untitled-2

 

Hadiye Hanım evin kapısında durdu, arkasına dönüp gözleriyle kızları saydı. Bu arada Adil Bey kapıyı açmış, nazikçe yana çekilmiş, Hadiye Hanım’a eve girme önceliğini vermişti. Hadiye Hanım’dan sonra kızlar sırayla eve girerken Adil Bey ciddi bir yüz ifadesiyle bekledi.

Kızlar ellerindeki valizlerini, çantalarını, torbalarını sofaya, duvarın kıyısına bırakıp, Hadiye Hanım’ın arkasından oturma odasına girdiler. Ayakta, Hadiye Hanım’ın etrafında toplandılar.

Nasihatlerin ardı arkası kesilmiyordu. Nuran öğretmenlerini dinlerken kâh sağ ayağını, kâh sol ayağını ileri uzatıyor, böylece yorgunluğunu gidermeye çalışıyordu. Kızların yüz ifadeleri pür dikkat söylenenleri dinlermiş gibi gözükse de bazılarının gözleri odanın ufak penceresine ya da kapıya yakın duran kuzineye kayıyor, bazıları da bu odada çok eski yıllarda yaşamış olan köylüleri merak etmekten kendilerini alamıyordu.

 

Yazının tamamını okuyun »

Hamamlıkızık’ta mevsim bahardı (1)


Zelin Artuğ

ev1

 

Bahar dendiğinde çiçek kokuları doldurur dört bir yanı. Yol kıyılarında üstüne çiğ damlaları düşmüş mavi mineler, sarı kır çiçekleri, tarlalarda narin gelincikler salınır. Sanki karın kalkmasını bekliyormuş gibi körpe, yeşil gövdeleriyle papatyalar başlarını çıkarır çimenlerin arasından. Kuşlar gagalarında kıştan kalmış incecik kuru dallarla çevrede dört döner, kuluçkaya yatmak için kendilerine yuva yapacak güvenli bir yer ararlar. Ama yine de o bahar bir başka güzeldi.

 

Yazının tamamını okuyun »

Naime Kadın


Zelin Artuğ

Sevgideğer arkadaşım Mualla Özesen Demir’e…

 

 

 
naime

 

Naime kadın erkenden uyandı, damı süpürdü, inekleri sağdı.  Süt kovasını ocakta, sacayağı üzerindeki isli bakır kazana boşalttı, geceden kalan közü bir iki çırpıyla alevlendirdi, avluya, odun getirmeye gitti.

Odunların uzunları kalmıştı. Baltanın tersiyle ince odunlardan kırdı, bir kucak odunla eve girdi. Birkaç odunu özenle süt kazanının altına yerleştirdi. Sabahın serinliğinde ocağın alevi içini ısıttı. Çömeldiği yerden doğrulmadan başını çevirip sedirde uyuyan oğluna baktı.

İrfan hep böyle yüzükoyun, sere serpe yatardı. Böyle yatmaya asker ocağında alışmıştı. Arkadaşları sırt üstü yattığında çok horladığını söylediklerinden, kimseyi rahatsız etmemek için böyle yüzükoyun yatmaya alıştırmıştı kendini.  Deli yatardı İrfan. Anası, her sabah yorganını yerlerden toplardı.

Yazının tamamını okuyun »

Gök Donun Büzmesi (Nisanda Kar romanından…)


Leman TOGO

73419c21d09966127b52d56a41092d1f

 

Aşağı köyde düğün vardı. Düğün evinin dikişlerinin hepsini Feyza dikmişti. Okuntu olarak lokum getirmişlerdi. Buralarda kâğıt davetiye basılmaz, aileden birileri davet edilecek kişiye okuntu getirirdi. Kendilerine göre değerli bulduklarına bir kutu lokum ya da peşkir, yakın bulduklarına küçük su bardağı, diğer köylülere de birer kibrit kutusu gönderilirdi. Bu küçük hediyeler düğüne çağrı içindi.  Düğün sahipleri bunun karşılığına hediye beklemezlerdi. İsteyenler düğünde takabildikleri kadar para takarlardı. Bir köyde düğün olunca diğer köyler ve uzak mahalleler hepsi oraya giderlerdi. Delikanlılar kız bakmaya gelirlerdi düğüne. Kızlar, gelinler ve kadınlar, hepsi oynar, beğenilen kızın başından para çevrilir,  çalgıcıya verilirdi. Bir kıza para çevrilmişse çevirenin o kıza talip olduğu anlaşılırdı. Düğünün sonuna doğru meydanı delikanlılar alır,  üç beş kişi diz çökerek zeybek oynar, yan gözle beğendikleri kızların kendilerini seyredip seyretmediklerini kontrol ederlerdi.

 

Yazının tamamını okuyun »

Asude


Leman TOGO

 

 

e177ba56b76161a5ebb596aa58062e44

 

Naciye elindeki danteli öre öre mahalleye çıktı. Sabah işlerini üvey kızı Asude’ye bırakmıştı. Kış bahara dönmüş, kapı önleri şenlenmeye başlamıştı. Karşıdan gelen kara köpek Naciye’ye zıt zıt baktı. Naciye köpekten korkardı. Köpeğe yan bakarak ses çıkarmadan duvara doğru kayıp köpekten uzaklaştı. Köpek kadını korkuttuğunu anlamıştı. Yolun daha da ortasına giderek onu tedirgin etmeyi ister gibi gözleriyle Naciye’yi takip etti.  Sonra umursamaz bir havayla yoluna devam etti. Naciye derin bir soluk aldı. Arkasına dönüp bakmadı bile. Daha önce bu kara köpek yerden taş almaya çalışan bir çocuğun üstüne atlamış, çocuğu ağzından zor almışlardı.    Naciye cebindeki kukayı çıkardı, tığını kukaya sokarak danteliyle birlikte cebine koydu. İlerde Semiha’nın evi görünüyordu.  Tek katlı evin dört basamaklı merdiveninde şimdiden Şengül ile Vesile gelmişler, sohbete başlamışlardı bile. Naciye yaklaşırken hepsi başlarını ona çevirdiler.

 

Yazının tamamını okuyun »